“Oh !Ben sevgilin miyim senin ?”
-Evet bir tanem her zaman benim sevgilimdin sen.
“Ne güzel. Senin sevgilin olduğuma sevindim .” Sonra etrafına bakındı. “Neredeyiz biz ?”diye sordu.
-Senin ülkendeki evimizdeyiz
“Hangisi ülke?”
-Olmayan ülkedeyiz bir tanem…
Nereden başlasam nasıl anlatsam ki düşüncelerimi? Benzer şeyleri yaşayan insanlar, sizin muhteşem bir kurgu diye adlandırdığınız tüm hikayeleri içsel bir kavga, yaşanmış kötü hatıralar olarak okur aslında. Kendisini koyar o kitaptaki karakterin yerine empati yeteneği zirveye ulaşır ve bu durum onu çok yorar. Derinden yaralar. Çünkü, tekrardan yaşar aslında bir kitap vesilesiyle ya da bir film. O çaresizken hissettiğimiz ne varsa bir bir yığılır aslında omuzlarımıza. Belki elimizden bir şey gelmediği için,belki de yapacak bir şey olmadığı için o üzüntüden bir türlü çıkamayız.
Biz bu duyguyu çok yakından yaşamıştık aslında bundan on yıl önce. Babamın her gün yeniden kendisini babasına tanıtmasına şahit olmuştuk.
Her gün yeniden unutuluşa şahit olmak…
Hafızası mükemmel olan bir zihnin yavaş yavaş ölümünü seyrettik aslında.. Unutan halinden memnun, kim bilir…
Unutulan yorgun, kalbinde koca bir sancı …
İşte öyle bir kitaptı Nermin Bezmen’in kaleminden dökülen unutkan aşk.. Alzheimer hastası bir kadının hikayesiydi anlatılan.
İkinci baharını yaşayanlar çok şansıydı bu kitapta.Maya yazar, Atlas tiyatro oyuncusu. Aşk dolu aşk dolu mutlu uzun soluklu bir evlilik, kadının birden sisli bir dünyada kalışı eşleri tedirgin eder. Bir takım tahliller sonucu Alzheimer teşhisi konur kadına. Ve sonrasında bütün hasta yakınları gibi inkar süreci başlar. O sırada yazmakta olduğu bir kitabı vardır kadının. Hikaye burada başlar gerisini kendiniz okuyun isterim…
Unutmak değildi asıl mesele unutulmaktı…
Kitapla ve sevgiyle kalın