Maya; ikinci evliliğinde mutluluğu bulmuş, güzel bir ailesi olan, mutlu bir evliliği olan, çevresindeki herkes tarafından sevilen, tiyatro oyuncusu Atlas ile evli, kitapları geniş kitlelerce okunan, oldukça başarılı bir yazardır.
Maya, birden kendini kaybetmesi, her şeyi unutması, hiçbir şeyi hatırlayamaması şikayetleri ile doktora gider ve genç yaşta Alzheimer olduğunu öğrenir
Kitabımız böylelikle başlıyor ve bir Alzheimer hastasının yaşadıklarını anlatıyor.
Maya’nın hastalığın ilk günlerinden son günlerine kadar yaşadığı her duygu, çelişki, gel git, çaresizlik, kişilik değişimi ve daha kaleme dökülemeyen her türlü olgusu mükemmel şekilde anlatılmış. Hastanın kendini unutması, birden agresif biri olması, anlık değişikliklerle eşine, oğluna, gelinlerine ve torunlarına yabancı olması, hiç tanımıyor olması mükemmellikle işlenmiş bu kısımlarına hayran kaldım.
Ancak bence kitabın bir de ikinci bir noktası var ki bu beni oldukça rahatsız ediyor. Yazarlarımızın romanlarında kusursuz, mükemmel kahraman yaratma veya işleme sevdasını anlayabilmiş değilim. Hiçbir insan mükemmel değildir olmamalıdırlar.
Ancak yazar burda öyle bir kahraman işlemiş ki; herkes seviyor, herkes hayran, herkes gıpta ile bakıyor, herkes etrafında pervane, keza oda herkesin etrafında pervane, tamamen batı hayranlığı ( yanlış anlaşılmasın batılılığa karşı değilim sadece bu denli sıvanması çok rahatsız ediyor beni ) ile kendine bir dünya çizmiş tabiri caizse hayat kendisine altın tepsi içerisinde sunulmuş bir karakter.
Oysa gerçek hayat bu değil ki! Gerçek hayat Her insanın seveni, sevmeyeni olduğu, bir çok karşıt duyguların beslendiği ilişkiler kesitidir.
Bir insan herkesi sevemez, herkes bir insanı sevemez. İyilik, güzellik, fedakarlık, merhamet, iyi niyet gibi, kötülük, kin, hamaset,