Persona yaratma eylemini edebiyatçıların mahlaslarına benzetiyorum ve bunun bir "içsel keşif" alanı olduğunu düşünüyorum. Bu gerçekten çok kıymetli. Yazarların çoklu kimlikleri ve şairlerin hülyalı zengin dünyaları iyi ki düşlerin pusulası olarak her defasında istençle açıp okuyabileceğin kitaplara dönüşüyor. Yazma geleneğine tav olmamak elde değil. Nasıl ki, birden fazla isimle yazma geleneği, yaratıcılığın kapılarını aralayan güçlü bir araçtır. Son zamanlarda önceye nazaran odağımda yerini daha sağlam almış isimler var ve sayıları elbette çok. Ben şimdilik birkaçından başlayarak devamının da geleceğini varsayarak kendi okuma dünyama not düşmek istiyorum. Bu da benim kazıntım olsun. Mesela taradığım kılavuzların peşi sıra şu an klavyeye abanırken aklıma gelenlerde Daniel Defoe neredeyse 200 mahlas kullanırken Agatha Christie farklı mahlaslarla yazmanın yarattığı özgürlüğü deneyimlemiştir; Louisa May Alcott ise 30 civarında takma isimle yazarak bu pratiğin ne kadar yaygın olduğunu göstermiştir deniliyor var. Daha da açılır. Gibi gibi.
Şu ki kurmaca alter egolar (gerçek olmayan, hayal ürünü öteki benlik) romancıların hayat buldurduğu ikinci benlikleri konu alan eserler, benim düşünce dünyama ışık tutuyor. Yazar ve eserleri arasındaki sınır söz konusu olduğunda, yazarın veya karakterlerin kısa yaşam öyküsü bağlamında bir yazarın yarattığı altı ya da birden fazla olup bundan daha az veya daha çok karakteri kontrol etmeye çalışmasını anlatan metinler on numaradır şüphesiz. Yine, genelde fiziksel bir dirilmeden çok, karakterin hayatında yaşadığı yeniden toparlanma, kendini bulma veya dönüşümü ve kendine hayat bulan karakterlerin yazarını nasıl ele geçirdiğini sorgulamak şahane bir uğraşıdır. Bu şahanelikte kaybolmayı gerçekten seviyorum.
Bir ismin altında gömülü yüzlerce