''Çile çekmeyen kimsede hayır yoktur.'
1000Kitap
Hasta mıdır vebaya mı yakalanmış Sarmaşıklar mı sarmış boynunu Yüksek sedirden mi düşmüş yoksa Çığ altında mı kalmış, nefesi mi kesilmiş Açıklaması kime düşmüş? Sevmler kime kalmış Beklemek çile mi olmuş Gerçeklik sahte mi olmuş Yalanlar kime zarar verir Ruhunu mu köreltir Zihni mi yorar Günler mi daralır ruhunu mu kanatır Ağızdan çıkanlar boşluğa mı düşer Duyduklarının anlamı nedir Bir tek seni mi öldürür Meliha
Bazen uyanması zor sabahlar oluyordu. Kalkmak istiyor ama o insanların yüzünü görmek istemiyordum. Bir bitseydi şu çile de görmek istediğim kişi çıkagelseydi karşıma. Ama her zaman dediğim gibi, sabretmek en güzel bekleyişti. Sabırsızlanmak ise en büyük heyecan. Bu duyguları yaşamak, insanın içinde kelebekler uyandıran şeydi. Çünkü sonucu bilinmeyen şeyler insanı meraklandırırdı. “Gelecek mi?” diye düşünmekle onun geleceğini hayal etmek arasında koca bir dünya vardı. “Kesin gelmeyecek.” demek, umudu kaybetmek değildi. Bu, belki de evrene karşı oynanan küçük bir oyundu. Çünkü bazen hayat, tam her şey yoluna girecek derken yeni bir sorun çıkarmakta özgürdü. Bazı şeyler sorgulanmamalıydı. Bazı şeylerin olması gerekiyordu. Çünkü kimi sorunlar, daha güzel günlerin yaklaşmakta olduğunun habercisiydi. Mısra
1000Kitap
Ayşegül Genç’in Çile Kırgını kitabının ismini nereden aldığını öğrenince kitaba duyduğum hayret ve merak en az on kat artmıştı. Tasavvufta , kırk günlük çileyi tamamlayamayıp yarıda bırakanlara “çile kırgını” denildiğini okuyunca , ismin kendisi bile başlı başına bir metin gibi gelmişti bana. Sanırım bu yüzden kitabı ayrı bir iştahla okudum. Hakkında uzun uzun bir inceleme yazmak istiyordum ama nasip olmadı; içimde kaldı. En azından buraya bir duygusunu bırakmak istedim. Çünkü ne kadar eski bir kavram olsa da ne kadar bugüne ait… Biraz dürüst olsak, hepimiz bir tarafımızla çile kırgını değil miyiz?Tam değişeceğimiz yerde yoruluyor, tam kendimizle yüzleşeceğimiz yerde başka tarafa bakıyoruz. Kendimizi tanımaya niyet ediyoruz ama gördüklerimiz hoşumuza gitmeyince geri çekiliyoruz. Oysa insanın meselesi sadece kendini bulmak değil ; bulduktan sonra o insanla ne yapacağını bilmektir. Zaaflarını, korkularını, eksiklerini gördükten sonra da yürümeye devam edebilmektir. Belki de kamil insanolma yolculuğu kusursuz olmaya çalışmak değil , kusurlarından kaçmadan yaşayabilmektir. Bu yüzden “çile kırgını” sözü bana yarım bırakılmış bir çileden çok, yarım bırakılmış nice insanı hatırlatıyor. Çünkü insanın en uzun yolculuğu dünyada değil, kendi içinde çıktığı ve çoğu zaman yarıda bırakmaya meylettiği o yolculuktur.
Duygu ve Düşünce

Karahanlı ✷

@payandasiir
·
Eskiden dervişler bir hücreye kapanır çile çıkarırlardı Leyla. Yaşadığımız çağ insanı öylesine sarmalamış ki, bizzat bu çağda Müslüman kalabilmek en büyük dervişliktir belki de. İnsan bu çağı hücresi bilip nefsine prim vermeden yaşar, fıtratındaki sivrilikleri törpüler ve ölürse çilesini çıkarmış olur. Ama hepimiz durmadan çile kırıyoruz, sonra da derviş olmuş gibi geziniyoruz. Eskiler çilesini çıkaramayana "çile kırgını" derlerdi Leyla. Etrafımız çile kırgınları ile dolu... Biz öyle olmayız inşallah... "Amin abi, inşallah."
Sayfa 95 - İz Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat & Roman
Adın Nefesimdir
Gözlerin mühürdür kalbimin tapusuna, Başka bir ruh giremez gönlümün kapısına. Yemin olsun, bu sevda ezelden ebede dek, Senden başkasına bakmak haramdır bu nefese. Seni benden almaya cüret edenler olsa, Dünyayı yakarım, kor ateşler etrafı sarsa. Sen benim en kutsal, en gizli mabedimsin, Kimse yaklaşamaz, gölgen bile bende kalsa. Seveni bin pişman eder, dünyasını yıkarım, Sana uzanan elleri anında duman yaparım. Bu sahipleniş değil, bu varoluşun kendisi, Senin uğruna ben her gün yeniden yanarım. Seni kimse sevemez, kimse dokunamaz bile, Sen ki benim ömrüm, sen ki en güzel çile. Adın yazılıdır artık her bir nefesimde, Seni benden koparmak, imkansız gelir dile...E❤️S ©EMİRHAN ARSLAN
Patlatın bakim şurdan afili bir söz Yeni yaptığımız fontumuzla yazalım ve bu çile son bulsun