Bir önceki cümlede bir hadisenin tek olan hakikatine ancak bir rastlantı sonucu ulaşılabileceği söylendi. Farz edelim ki bu hakikate bir rastlantı sonucu ulaşıldı. Bu durumda bile ne ulaşan, bulduğunun hakikatin ta kendisi olduğunu bilebilir ne de bir başkasını buna ikna edebilir. Söylediği yine gerçeklerden bir gerçekmiş gibi muamele görmeye mahkum olacaktır.
Bu çıkmazdan kurtulmak mümkün değil midir?
Tanrı kelamının hakikatın ta kendisi olduğuna inanan Museviler, İseviler ve Muhammediler için evet, mümkündür. Çünkü bunlar kutsal kitaplarda yazılan bilgilerin hakikati gösterdiklerine inanırlar. Gösterdiklerine denmektedir, zira kutsal bilgilerin zahiri yönü kadar batıni yönleri de vardır. Her ne olursa olsun bu bilgiler inananlar için hakikatin ta kendisidirler. Kutsal kitaplarda geçmişte olmuş bitmiş hadiselere dair bilgiler de mevcuttur. Yani bizzat Tanrı tarih yazmıştır. İnananlar için Tanrı’nın yazdığı tarihi hadiselerde artık hakikate ulaşılmıştır. Hadiselerin künhüne vakıf olunmuştur. Mesele tamamlanmıştır. Eğer inanıyorsanız, bundan sonra şüphe etmek küfürdür.
Sayfa 33 - A. Teyfur Erdoğdu - Tarihyazıcılığında Gerçek-Hakikat Sorunsalı