Eserin Türkçeye Çevrilme süreci ile ilgili Can Yayıncılık tarafından kitabın girişine anekdotlar, mektuplaşmalar eklenmiş. Böyle ayrıntıları öğrenmeyi seviyorum.
Çeviri hikâyesi Behçet Necatigil’in 1952’de Prof. Melahât Özgü’ye yazdığı bir mektupla başlıyor. Behçet Necatigil, eseri çevirip Tercüme Bürosu'na gönderdikten birkaç ay sonra Melahât Özgü’den bir mektup alır. Özgü, eseri kendi bakış açısıyla savaştan dönen ve döndükten sonra hiçbir şeyi bıraktığı gibi bulamayan anlaşılamayan bir gencin feryadı olarak değerlendirir. Necatigil’in çevirisinin ise çok kıymetli olduğunu belirtse dahi antimilitarist, savaş ve askerlik karşıtı bir eser olarak algılandığını dile getirir. Tercüme bürosundaki üyelerin böyle bir eseri resmî makamlar tarafından basıma uygun bulunmayacağını düşündüklerini iletir. Mektubun sonunda Necatigil’den düzeltme yapma bahanesi ile çeviriyi geri çekmesi istenir. 6 yıllık bir süreç boyunca eser, tozlu dosyalar arasında unutulmaya bırakılır.
Necatigil’in sahneye uyarlanmış metni ile 1959 yılında İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu tarafından Türkiye’de ilk kez sahnelenir. Profesyonel olarak ise ilk defa 1993-1994 yıllarında İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenir.
Tüm bu süreç mektuplarla, konuşmalarla, tiyatro yorumları ve anılarla kitabın başında çok daha detaylı bir şekilde anlatılıyor. Okurken bu kısımları atlamamanızı tavsiye edebilirim.
Borchert’e gelecek olursak zaten çok trajik ve kısa süren ömründe oyununun sahnelendiğini kitaplarının basıldığını göremeden ölmüştür. Maalesef Borchert de değeri öldükten sonra anlaşılan sanatçılardan.
Eser, öncelikli olarak izlemeyi çok istediğim fakat bir türlü imkân bulamadığım bir oyun. Beckmann savaştan döndüğünde her şeyi yitirmiş, kendini yitirmiş ve yaşadığı içinden çıktığı toplumun da