clair

clair
@clairlundei
we've fallen to the dark as we dive under the waves
11 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Kendimi hala o çan kulesinin içindeymişim gibi hissediyorum. O bütünlüğü afallayarak, gözlerim kamaşarak izliyorum. Beynimin kıvrımlarını sarsan o çan sesini duyar gibiyim ve benim terk ettiğim, diğer insanların ise yollarına hala devam ettikleri o dingin ve tekdüze hayatı ancak uzaktan ve bir uçurumun yarıklarının arasından görebiliyorum.
Reklam
Ölmek üzere olan bir adam var, onu teselli etmeniz, elleri bağlandığında, saçları kesildiğinde yanında olmanız, celladı görmemesi için haçınızla birlikte ona kaldırım taşlarının üzerinde sarsılan arabada Greve'e kadar eşlik etmeniz, kan içici kalabalığın arasından onunla birlikte geçmeniz, giyotin sehpasının kenarında ona sarılmanız ve başı gövdesinden ayrılana kadar yanında kalmanız gerekiyor, desinler. O zaman tepeden tırnağa titrerken beni götürüp kollarının arasına, dizlerinin dibine atsınlar, o ağlasın, birlikte ağlayalım, sözleri beni teselli etsin, yüreğim onun göğsünde sakinleşsin ve o benim ruhumu kavrarken ben onun Tanrı'sına kavuşayım.
Aman Tanrım! Gün batmadan öleceğim doğru mu? İdam edilecek kişinin ben olduğum doğru mu? Dışarıdan gelen o boğuk çığlıklar, şimdiden rıhtımlarda neşeyle toplanan o insan kalabalığı, kışlalarında hazırlanan o jandarmalar, siyah cüppeli o rahip, elleri kanlı o adamlar, bütün bunlar benim için mi? Demek burada kımıldayan, soluk alan, tıpkı herhangi bir masa gibi bu masanın yanında oturan, beldi de başka bir yerde olması gereken, dokunan, hisseden ve giysilerinde hala kıvrımlar oluşan ben öleceğim!
Etrafımdaki her şey hapishane; hapishaneyi hem insan hem de parmaklık ya da sürgü olarak görüyorum. Bu duvar taştan bir hapishane, bu kapı tahtadan bir hapishane, bu zindancılar insan kılığına girmiş bir hapishane. Hapishane yarısı eve, yarısı insana benzeyen korkunç, kusursuz ve yekpare bir varlık. Onun tutsağıyım; beni kuşatıyor, beni bütün kıvrımlarıyla sıkı sıkı sarıyor; beni granit duvarlarının içine kapatıyor, beni kilit altında tutuyor ve beni zindancının gözleriyle gözetliyor.
Nasıl? Güneş, ilkbahar, çiçekle dolu tarlalar, sabah uyanan kuşlar, bulutlar, ağaçlar, doğa, özgürlük, hayat, bunlar artık benim değil mi? Evet! Kurtarılması gereken ben değil miyim? Bu imkansız mı? Yarın, belki de bugün ölmem mi gerekiyor? Bu gerçek mi? Aman Tanrım! İnsana başını zindanın duvarlarına vura vura parçalatacak kadar dehşet verici bir düşünce!
Reklam