ağır ağır çıktık basamakları. kaç saniye uzatıyordu bunların her biri hayatı? koridora baktım, belki annemi görürüm diye. erken kalkar o. fazla uyuyamaz…
herkesin kendine göre bir hücresi var. bazılarınınki daha genişse, neyi değiştirir? mahkum olduktan sonra hayata, fark eder mi üçe üç bir oda ya da binlerce kilometrekarelik bir ülke?
unutabilir miydim acaba içimdeki sesleri? görmezden gelerek yaşayabilir miydim yıllarca içimdeki, Kayra’yı? Bir gece karımın yanından kalkıp, çocuklarımı uyandırmamak için sessizce koridordan geçerek kaçar mıydım? belki yirmi birimde değil ama kırk birimde terk ederdim sahip olduğum her insanı ve eşyayı. mutlaka yapardım. ben, çevresinde sevgi dolu insanlarla yaşayabilecek biri olmadığımı anladım. ben, toplumun bana öğütlediği gibi konuşabilecek, yürüyebilecek, para kazanabilecek bir insan olmadığımı anladım. ben, bir insan olmadığımı anlayabildim…
bütün dünya haklıydı! annem tembel, babam aptal olduğumu söylerken haklıydı. sadece fitili kalmış mum gibiydim. hiçbir şey ifade etmiyordu ne yüzüm, ne bedenim. hiçliğe doğru adım adım giderken, an ve an hissettiklerimi anlamaya çalışıyordum.