Nepenthe

Nepenthe
@clementinesmemory
Sapere aude !
Amerikan Edebiyatı
416 okur puanı
Eylül 2017 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Papazlar şeytandan söz etmese nasıl geçinirlerdi acaba?
Sayfa 26 - sel·Kitabı okudu
Edebiyat
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Bilirsin, birçok filmde, kitapta klişeleşmiş bir sahnedir; sık ağaçlı bir ormanın içinde veya gözden ırak, terkedilmiş bir diyarda tek başına yaşayan yaşlı, bilge kadın imajı. Hayatında bir dönüm noktasında olanlar karşılaşır bu kadınla; yolunu kaybetmiş tecrübesiz bir genç adam, ailesinin zincirlerinden taze kurtulmuş küçük bir kız, bir grup kafası karışık arkadaş, tehlikelerden kaçıp saklanmaya çalışan bir genç kadın. Bu yaşlı kadını dinler, parçaların yerine oturduğunu işaret eden hayati bir aydınlanma yaşar, ve genelde -en azından ruhu yeterince kibar olanlar- ona teşekkür eder, sonra yanından ayrılırlar. Kimse bu kadının kim olduğunu, nereden geldiğini, neden geldiğini sormaz; Geçmişiyle ilgilenen, nasıl olduğunu soran kimsesi yoktur. İhtiyacı olduğundan değil ya, çoktan öğrenmiştir nasıl yaşanacağını yalnız başına. Asıl mesele, ona gelenlerden daha çok insan tanımış olmasına rağmen beklenenin aksine hayatını çoğunluktan uzak yaşamasıdır ve buna rağmen bir kişinin bile onun kim olduğunu sormaması, tuhaftır esasında. Saçlarının her beyaz telinde ve yüzündeki kırışıklıklarda saklanmış yaşanmışlıklar taşır, bunlardan öğrendikleriyle kılavuzluk eder, ikna etme veya düşünceleri lehine çekme gibi bir düşüncesi yoktur; çoktan uzaklaşmıştır aklının bencil sanrılarından ve çocuksuluğundan. Kalbe dokunur, korkunun esaretinden zihni özgürleştirir, ve evine geri döner.

Nepenthe

, bir kitap okudu
8/10
·48 syf.·
11 saatte okudu
·
2022 13. kitabı
Emile Zola
7.1/10 · 24,3bin okunma
Doğalı üç saat kırk sekiz dakika olmuştu ve aralıklı olarak ağlıyordu, bundan önce geldiği yerde haykırılması gereken, sessizlikle ağırlaşan gerçekler vardı. Dünyaya geldiği için öfkeli bir çift siyah göz, annesinin şefkatli kollarını bile reddeder, kafasını çevirirdi. İlk adımlarını öncesinde neredeyse hiç emeklemeyerek attı; kendi başına, eline ne gelirse, yüksekte ne görürse uzanmaya çalışarak. Her gün ağlardı annesi, ‘’neden beni sevmiyor güzel bebeğim?’’ diye kocasının göğsünde, başını okşardı sevgili eşi, bir elinde telefon, göz ucuyla başka bedenlerden mesajlar beklerken. Lüle lüle saçları beline kadar uzamıştı altı yaşına geldiğinde, en sevdiği oyuncak legolardı ve hep tek başına oynardı. Yapan da yıkan da o olmak ister, kimseyi kendi işine karıştırmazdı. Zorunluluktan dudaklarını aralar, belli belirsiz geçiştirirdi etrafındaki çocukları; bu sefer öğretmenleri başlardı aramaya, adımını attığı her yerde en fazla birkaç ay kalabilirdi. Bu böyle devam etti genç yaşlarına gelene kadar, kalabalıklara karışıp, arkalarda saklanarak; yolda olmaya inanarak, çıkmaz sokaklardan kaçınarak. Yanında taşıdığı küçük bez çantada gittiği yerlerden ufak anı parçaları biriktirirdi, dinlediği şarkıların belli bir döneme ait olması gerektiğine özen gösterirdi; bir nevi zamanda yolculuk yapar, kitaplarında farklı gerçekliklerle tanışırdı. Çok fazla arkadaşı vardı, bir kısmı dünyadan göçmüş yazarların rutubet kokan sayfalarında, fazlacası da beyninin içinde yaşardı. Yıllar geçti, bedenen gelişmiş çocukların takım elbiseler ve deri çantalarla oyunlar oynadığı ‘’yetişkinler dünyasına’’ adımını attığında tercih ettiği sükunet sırtına yük, görünmezliği benliğine hakaret olmaya başladı. Zamanında orada burada karaladığı hikayeleri, üstüne biraz daha ekleyip birleştirerek, günlerini hayatta
Edebiyat