Asmaların, ağaçların sunduğu ürünler, fiyatı yüksek tutabilmek uğruna imha edilmek zorunda. İşte en acı olanı da o. Kamyonlar dolusu portakal yerlere dökülüyor. Millet kilometrelerce uzaktan kalkıp üşüşmüş oraya. Dökülen meyvelerden toplayabilmek için. Ama olmaz ki! Bedavadan toplayabilecek olduktan sonra, kim verir bir düzine portakala yirmi sent parayı? Ellerinde hortumlar taşıyan adamlar gelip yığılı portakalların üzerine gaz sıkıyorlar. Bir yandan da işlenen suça kızıyorlar. Meyve almak için oraya gelen halka kızıyorlar. Bir milyon insan aç.. Meyveye ihtiyaçları var. Gazlar sıkılıyor, toplamasınlar diye.. Suçun ötesinde günah var bu işte. Ağlamanın simgeleyemeyeceği bir hüzün var. O verimli toprak, o dizi dizi ağaçlar, o sapasağlam ağaç gövdeleri, o olgun meyveler.. Oysa beri yanda çocuklar pellegradan ölüyor. Ölecek de. Çünkü portakaldan kar edilemiyor. Adli tabipler gelip formları dolduracak. Kötü beslenmeden öldü diye.. Çünkü yiyecekler çürümek zorunda. Zorla çürütülecek.. Halk portakal dağlarının vıcık vıcık, çürük bir sıvı halinde akışını seyrediyor. Aç insanların gözlerinde giderek büyüyen bir gazap oluşuyor. Ruhlarında yumru yumru GAZAP ÜZÜMLERİ oluşuyor, büyüyor, ağırlaşıyor, bağbozumuna hazırlanıyor..