"Bir insanı öldürdüğün zaman,'bir yaşamı çalmış olursun," dedi Baba. "Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun. Anlıyor musun?"
Sorun, Baba'nın dünyayı siyah beyaz görmesiydi. Ve neyin siyah neyin beyaz olduğuna karar verişinde. Hayatı böyle yaşayan birine duyduğunuz sevgiye mutlaka korku eşlik eder. Belki biraz da nefret.
Bu verimsiz çabalarım sırasında düşüncelerim yine yarışmaya başlamıştı, beynimin çat diye çatladığını ve bu çatlaktan düşüncelerimin giderek boşaldığını hissediyordum, derken kafam omuzlarımın üzerinde bomboş kaldı. Kafamdaki bu boşluğun bütün bedenime yayıldığı ve tepeden tırnağa oyulduğum duygusuna kapıldım.
Güzel de ne demek? Çok alımlıydı, çekiciliğin bu kadarı da günahtı doğrusu! Gözleri ham ipek, kolları kehribar gibiydi! Tek bir bakışı bile bir buse kadar baştan çıkarıcıydı ve bana seslendiğinde sesi ruhumun özündeki fosforu parlatan șaraptan bir ışını andırıyordu. Hem niye o kadar güzel olmasındı? Yoksa onu bir tahsildar ya da itfaiyeci mi sanıyordu? Yok, göklerden inmis bir mucize, bir masaldı.