Bazen dünyayı içime sığdıracak kadar genişliyor yüreğim, bazen kendi çırpıntılarına bile dar geliyor. Bazen küçük bir gülücük bile yetiyor içimi ısıtmaya, bazen dağlara yükselen kahkahalar bile yetmiyor yüzümü güldürmeye. Bazen inanılmaz derecede uçarı, bazen iflah olmaz biçimde kanadı kırık oluyorum.
Hep aynı bedenin içinde yaşıyor; ama kendimi bilemiyorum.
Son yıllarda Sabahattin Ali'nin romanları çok popüler oldu. Kürk Mantolu Madonna da metrolarda, otobüslerde elden düşmeyen, instagram hikâyelerindeki kahve fincanlarının yanında yer alan kitaplardan birisidir. Ben okuduğumda bu kadar popüler değildi. Sabahattin Ali'nin okuduğum ilk kitabı olma özelliğine de sahip. Ergenliğimin başlarında, duygularımın doruklarını yaşarken okuduğum bu roman deli gibi ağlamama sebep olmuştu. Anlatımı o kadar akıcı ki kitap seni kendine çekiyor ve sen buna direnemiyorsun. "Yarım kalan bir aşk hikâyesi" ifadesi kitabı anlatmak için çok basit kalsa da en kısa şekilde böyle tabir edebildim. Kısacası her ne kadar zaten her yerde görmüş olsanız da okumadıysanız tavsiye ederim. Güzel bir roman.