Tarihin tozlu sayfaları arasında bazı dönemler vardır ki, yalnızca bir savaşın değil, bir milletin hafızasının da yeniden yazıldığı anlardır. Erol Mütercimler’in “Gelibolu: Korkak Abdül’den Coni Türk’e” adlı eseri, tam da bu türden bir hesaplaşmanın kapısını aralıyor. Mütercimler, alışıldık kahramanlık destanlarının ötesine geçerek, bir zihniyetin, bir algının ve bir dönemin çarpıtılmış anlatısını çözümlemeye girişiyor.
Bu kitap, “Coni”ye hayranlıkla bakan ama kendi tarihine kuşkuyla yaklaşan bir ulusun, bilinçaltındaki sömürgeci bakiyeyi yüzeye çıkarıyor. Mütercimler’in dili ne kadar analitikse, sarsıcılığı da o denli güçlü: satır aralarında, yalnızca bir savaşın değil, bir kültürel özgüven mücadelesinin izlerini görüyorsunuz.
Sorgulayan, Rahatsız Eden, Uyandıran Bir Metin
Bu eser kolay okunacak bir tarih kitabı değil; çünkü okuyucusunu rahat bırakmıyor. Her bölümde şu soruyu zihninizin duvarına kazıyor:
“Biz kimin hikâyesini dinledik bugüne kadar — kendi zaferimizin mi, yoksa başkalarının bize biçtiği bir rolün mü?”
Mütercimler’in belgeler, arşiv kayıtları ve dönemin uluslararası basını üzerinden yürüttüğü analiz, Gelibolu’nun yalnızca askeri bir mücadele değil, aynı zamanda bir psikolojik savaş alanı olduğunu gösteriyor. Özellikle Batı kaynaklı “şövalyece savaş” mitinin nasıl sistemli bir algı yönetimine dönüştürüldüğünü okudukça, bugünün medya çağındaki manipülasyon teknikleriyle benzerlikler kurmamak elde değil.
Korkak Abdül’den Coni Türk’e: Bir Kimlik Dönüşümü
Kitabın başlığı bile bir manifesto aslında. “Korkak Abdül” ifadesi, Osmanlı’nın son dönemine yöneltilen aşağılayıcı imajların sembolü. “Coni Türk” ise, Batı tarafından “takdir edilen” ama içsel kimliğinden koparılmış bir Türk tiplemesi…
Mütercimler, bu dönüşümü anlatırken bir tarihçi gibi değil,