Bu günlerdeyse safi aşk veya katıksız arzu hissetmek mümkün değildi. Hiçbir duygu saf değildi, her şeye korku ve nefret karışıyordu. Sarılmalar savaş, doruklar zaferdi. Her sevişme, Parti'ye vurulan bir balyoz darbesiydi. Politik bir eylemdi.
"Onu terk etmemeliydin."
Onu terk etmek? Bu benim aklımdaki kahramanca davranış gibi gelmiyor pek kulağa. Ben kendimi onun için feda etmemiş miydim? Kendi hayatımı onun için gözden çıkarmamış mıydım?
"Çocuk değildi o."
Evet, çocuktu. Benim çocuğum. Benim bebeğim. Korumak istediğim narin şey.
"Ona ne istediğini söylemek için bir şans vermedin. Ayrıldın."
Ayrılmak zorundaydım. Benim yüzümden ölecekti yoksa. Onun uğruna yarım bir hayat yaşamak benim için daha iyi değil miydi?