"Her yerde o kadar aşırı kıtlık vardı ki, mezarlıktan ölüleri alıp yiyorlardı. Anne babalar çocuklarını yi yordu ... Oruç günlerinde köpek ve kedi ve her tür pis hayvanı yiyorlardı. Aç karnın yarattığı delilikle insafı unutuyor ve vahşi hayvanlar gibi pusu kurarak birbirlerini avlıyorlardı. Bir anne evinden çıktığı zaman, aile çocuğunu kurban ediyordu. Annesi evine ulaştığında (evladının) pişirilmiş etini önüne koyuyorlardı ve o bilmeyerek bu eti yiyordu ... Erzurum' da insanların etini ve yağını satıyorlardı. Şehrin paşası meseleyi öğrenince, (bunu yapan) adamları boğdurttu, fakat olaylan engelleyemedi"
Sayfa 43 - 1608 yılında Ermenice el yazması bir kolofon·Kitabı okuyor
1578 yılında Manisa'da bir köyü basan eşkıyaların ilk hedefi köydeki un değirmeni olmuş, ancak köylüler canları pahasına da olsa silahlı çahşmaya girerek değirmenlerini ve unlarını vermemek için direnmişlerdi. Yine 1588 tarihinde Güney Marmara güzergahında seyahat eden Alman seyyah ve eczacı Reinhold Lubenau, İzmit'in ciddi bir iaşe krizi içerisinde olduğunu görmüş ve yiyecek bulamayan insanların bölgelerini terk ettiklerine şahit olmuştu. Nitekim seyyah, bölgede soğan, sarımsak, yağ, sirke ve su haricinde başka bir gıda maddesi olmamasını, hayret dolu ifadelerle kaleme almıştı. Döneme ilişkin anlatılarda insanların at pisliklerindeki tahılları temizleyip yemeye çalıştıklarından veya bazı dağ köylerinde açlık nedeniyle ceset tüketildiğinden bahsedilmekteydi.
Ünlü devlet adamı Koçi Bey de, Haçova ve sonrasında, sipahilerin elinden dirliklerinin alınmasının olumsuz yansımalarını, risalesinde şu cümlelerle ortaya koymaktadır:
Saadetlü ve şevketlü, yıldızlar kadar çok askere malik olan padişah hazretlerinin tamamen uyanık olan mübarek hahrlarına gizli değildir ki yeryüzünde fitmlne ve fesad, şer ve kavganın duyulup yayılmasına, eşkıya ve azgınlsrın üstün gelip şöhret bulmalarının sebebi, din askeri olan zeamet ve hmar askerinin halen dirlikleri kesilip, kendilerinin nam ve nişanlarının kayboluşudur. Bu yüzden fitne ve fesat alemi tuttu ... "
Barkey, Şeyh Celal'in isyanını, ortaya atılan mezhepsel argümanlar doğrultusunda şöyle değerlenditmektedir: Şeyh Celal. kırsal bölgelerde dilediği gibi dolaşmaya alışmış. ancak devlet tarafından zorla iskan edilmeye çalışılan göçebe Türkmenlerin hoşnutsuzluğundan faydalandı. Bu göçebeler heterodoks dinsel inançlara sahiptiler ve Safevi devletinin propagandasına meylediyorlardı. Merkezileşen devletten duyulan hoşnutsuzluğu kendi menfaatine kullanan ve Mehdi imgesinden yararlanan Şeyh Celal, etrafında bazı tarihçilerin 20.000 kişi olarak tahmin ettiği bir güç topladı.