Can Uysal

Meclisteki görüşmelerin, Menderes’i, Metin Toker’in deyimiyle “ sahne ışıklarının önüne çıkarttığı” kabul edilebilir. Menderes’in, tasarı aleyhindeki diğer milletvekillerinden ayrılan tarafı, tasarının içeriğine yönelttiği ciddi eleştirilerden çok, usûle ilişkin sarf ettiği sözleri olmuştur. Öyle ki, Menderes’in toprak reformuna muhalefeti demokratik rejim, millî hakimiyet, hukuk devleti ve Meclisin üstünlüğü gibi ilkelerle birleştirmek inceliğini göstermiştir.
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Reklam
Menderes’e göre, tarım kesiminde geriliğin en önemli nedeni, Cumhuriyetin ilanından sonra, hükümetin, “ köylü efendimizdir” sloganına uygun hareketlere girişmemesi; köylüye teknik bilgi ve aletle donatılması, ziraî kredi, iyi tohum ve iyi cins hayvan gibi konularda yardım sağlayamamasıydı.
Sayfa 67·Kitabı okuyor
Menderes'in ÇTK'ye karşı argümanı:
Menderes, önergeyi, 1929’da kabul edilen 1505 sayılı kanunla ve 1935 yılında İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan İskan Toprak Kanunu tasarısıyla karşılaştırarak; önergenin bunlardan daha şiddetli hükümler içerdiğini ortaya koymaya çalışmıştır. Örneğin, 1935 tarihli İskan Toprak Kanunu tasarısının kamulaştırmaya ilişkin hükmünde, 200 dönümden aşağı arazinin kamulaştırılamayacağı ve Bakanlar kurulu kararıyla, düzenli ve teknik olarak işletmekte olan 10000 dönüme kadar genişlikte bulunanları bile kamulaştırma dışında bırakacağı yazılıydı.
Sayfa 63·Kitabı okuyor
Landsat:
Dünya ve kaynakları hakkında veri akışı sağlamak üzere 1972 ila 1982 yılları arasında fırlatılmış olan dört adet LANDSAT uydusu da hayati önemdedir. Son derece gelişmiş bataryaya sahip çok bantlı tarayıcıları ile özel televizyon kameralarını kullanan LANDSAT'ın sensörleri, jeolojik yapılar, çölleşme, tropik ormanların yok olması, hatta okyanuslardaki besin zincirinde çok önemli olan su yosunlarının ve diğer organizma­ ların artıp azalması ile ilgili yeni bilgiler sağlamıştır. Bu uydular dünya tarımını, ormancılığı, okyanus kirliliğini ve başka bir dizi çevreyi etkileyen insan eylemini takip etmeyi mümkün kılmıştır.
Sayfa 89·Kitabı okuyor
Japon Denizi mi yoksa Doğu Denizi mi?
Seul Ulusal Üniversitesinde görev yapan meslektaşım Ki-Suk Lee, Kore yarımadası ve Japon Takımadaları arasın­daki denizi Japon Denizi olarak adlandırmamın Koreliler tarafından kabul edilemeyeceğini söyleyerek bu duruma dik­katimi çekmişti. Bana yazdığına göre, Japonya diye bir ülke ortaya çıkmadan yüzyıllar önce Koreliler, bu denize "Doğu Denizi" diyorlardı. Hatta kısa bir süre sonra, profesyonel bir toplantıdaki görüşmemizde, görüşünü kanıtlamak için çarpıcı bir akademik makale sundu. Her zaman bunu yapmak müm­kün olmasa da, bu konuda onu dinlemeye karar verdim. Artık kitaplarımda (bu kitap da dahil olmak üzere) öncelikle "Doğu Denizi" adı kullanılıyor ve bunun altındaysa "Japon Denizi" adı, parantez içinde veriliyor.
Sayfa 86·Kitabı okuyor
Reklam