El

El
@coffeendofthestory
ℐ𝓉 𝒾𝓈 𝓈𝓊𝒸𝒽 𝒶 𝓈𝑒𝒸𝓇𝑒𝓉 𝓅𝓁𝒶𝒸𝑒, 𝓉𝒽𝑒 𝓁𝒶𝓃𝒹 𝑜𝒻 𝓉𝑒𝒶𝓇𝓈
Hayatta hiç geriye dönmeden hep ileriye gidilmez; aşama aşama ilerleyip son durağa gelmez insanoğlu; bebekliğin bilinçsiz büyüsünden çocukluğun hesapsız kitapsız inancına, ondan ergenliğin güvensizliğine (herkesin yazgısı), ardından kuşkuculuğa, sonra inançsızlığa ve nihayet "eğer" denen insanlığın o düşünceli huzuruna sıra sıra geçmeyiz. Hepsini geçtikten sonra yeniden başa döneriz ve tekrar bebek, çocuk, adam ve sonra sonsuza kadar "eğer"de kalırız.
“Poyraz denen şu şiddetli rüzgâr değerlendirirken," der, "ona dondurucu soğuğun dışarda kaldığı bir pencereden bakmakla her iki yanda dondurucu soğuğun bulunduğu, ölüm denen ruhun yegâne camcı olduğu, çerçevesi bile olmayan bir pencereden bakmak muazzam bir fark yaratır."
Bu dünyada böylesine basit şeyleri halletmek o kadar kolay değildir. En basit şeylerin en çetrefilli şeyler olduğunu görmüşümdür hep.
En güzel şeyler kelimelerle anlatılamaz, en derin anların yazıtları yoktur.
Senin o suskun, sınır tanımayan gücünü kabulleniyorum demiştim, değil mi? Ne zorla söyledim bunu, ne de vazgeçtim söylediğimden. Beni kör edebilirsin ama el yordamıyla bulurum yolumu, beni yakabilirsin ama küllerim kalır geriye. Al zavallı gözlerimin sadakatini ve onları koruyan ellerimi. Gerekmez onlar bana. Kafatasımın içinde çakar şimşek, ağrır da ağrır gözlerim, sanki yerinden çıkarılmış da yuvarlanıyor çakır çukur yerlerde şu bitkin beynim. Ah, ah! Gözüm bağlı ama konuşacağım seninle. Sen kendin bir ışıksın ama karanlıktan çıkıyorsun; bense ışıktan çıkan karanlığım, senin içinden çıkıyorum! Ateşten mızraklar dursun artık, açılsın gözlerim, görüyor musunuz yoksa görmüyor musunuz? İşte orada alevler.