“İnsanın birbirine söyleyemediği her şey, bir düzene sokamadığı tonlarca düşünce, işte bu yüzden akıntıya kapılıp beynimizin içinden hiç durmaksızın akan ırmağın dibine bir balçık tabakası gibi seriliveriyor.”
Kitap bittiğinde “pencerenin başında, taş avlunun karanlık ve ürkütücü sessizliğine bakarak sigara (içip)”, “karanlık bir kuyunun dibinde oturuyor gibi” kalakaldım. Bu derin sessizliğe gömülmek ürpertici olsa da bir “arayış” ve sonunda “bulma” umuduyla Uzak Noktalara Doğru bakarken buldum kendimi.
Cemil Kavukçu, PERİŞANIZ GECENİN KARANLIĞINDA ve UZAK NOKTALAR adlarında birbiriyle bağlantılı iki ana başlıkta toplamış öykülerini. Tanıştığımız neredeyse bütün kahramanlar bir arayış içinde: kimi zaman çocukluğunda, kimi zaman bir kamyonda, kimi zaman ormanda, mezarlıkta, bir karga sesinde, bir pencere kenarında, bir deniz kıyısında… Ucu açık bitişlerle de aslolanın bulmak değil, aramak olduğunu sezdiriyor okura. Yer yer insanı gülümseten bölümler olsa da ince bir çatlaktan hüzün akmaya hep devam ediyor.