Cogito

Puan vermedi·126 syf.·
2023 1. kitabı
Kitap bittiğinde “pencerenin başında, taş avlunun karanlık ve ürkütücü sessizliğine bakarak sigara (içip)”, “karanlık bir kuyunun dibinde oturuyor gibi” kalakaldım. Bu derin sessizliğe gömülmek ürpertici olsa da bir “arayış” ve sonunda “bulma” umuduyla Uzak Noktalara Doğru bakarken buldum kendimi. Cemil Kavukçu, PERİŞANIZ GECENİN KARANLIĞINDA ve UZAK NOKTALAR adlarında birbiriyle bağlantılı iki ana başlıkta toplamış öykülerini. Tanıştığımız neredeyse bütün kahramanlar bir arayış içinde: kimi zaman çocukluğunda, kimi zaman bir kamyonda, kimi zaman ormanda, mezarlıkta, bir karga sesinde, bir pencere kenarında, bir deniz kıyısında… Ucu açık bitişlerle de aslolanın bulmak değil, aramak olduğunu sezdiriyor okura. Yer yer insanı gülümseten bölümler olsa da ince bir çatlaktan hüzün akmaya hep devam ediyor.
Uzak Noktalara DoğruCemil Kavukçu · Can Yayınları · 2022415 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·136 syf.·
2022 55. kitabı
Tesadüftür ki dün 60’lı ve 80’li yılları anlatan (Ankara, Mon Amour!) bir roman okudum. Bu kitap ise 90’lı yılları anlatıyor. Sanki kaldığım yerden devam ediyormuşçasına, tabii farklı bir üslupla. Mekân değişiyor, zaman değişiyor, ideolojiler değişiyor, hatta kitabın türü değişiyor ama acılar aynı kalıyor. Sanırım bu ülke çocuklarına acıdan başka anlatacak hikâyeler sunmuyor. Her mahalle kendi acısını çekiyor ama diğer mahallenin acısını anlamıyor sanırım. Kitaba sonradan bir ön söz eklenmiş ve şöyle bitiyor ön söz: “Bizim Mahalle’deki çocukların geniş yüreklerine…” Bunu okuduktan sonra kitabı okumamaya karar verdim, itici gelir bana bİzim-sizin mahalle kavramları. Yazar mahallelere böldüğü için ben de yazarın diliyle devam edeyim bari: Tarık Tufan’ı tanıyanlar veya kitabı okuyanlar o mahalleyi bilir. Ben de bir zamanlar o mahallenin bir sakiniydim. Taşınalı çok oldu. Ama yine de Tarık abimizi severim ve o “mahallenin” eski bir sakini olduğum için okudum. Kekeme Çocuklar Korosu’nda bir radyocunun (Tarık Tufan da bir dönem radyoculuk yapmış.) iç konuşmaları vasıtasıyla duygusal konular ve toplumsal olaylar anlatı tarzında yazılmış. Aslında mensur bir şiir de diyebiliriz kitaba. Ya da şiir tadında öykü. Tam bir türe konumlandırmak zor. E tabii böyle olunca alıntılanacak çok da dize tutuşur elinize. Bu dizeler elinizi de yakabilir.
Kekeme Çocuklar KorosuTarık Tufan · Profil Yayınları · 20198,3bin okunma
Puan vermedi·167 syf.·
2022 54. kitabı
İlk sayfasından son sayfasına kadar acıklı bir dönem dizisini izledim sanki. 60’lardan başlayıp 80’lere kadar dönemin siyasi olaylarını, mahalleyi, aileyi, komşuları, çocukları, çocukluk oyunlarını, gidenleri, kalanları ve tabii ki aşkı irdeliyor. Anlatımı sürükleyici, dili akıcı, anlatıcılar arasındaki geçiş çok sırıtmıyor. Ancak aslolan ne anlattığı değil nasıl anlattığıdır diye düşünsem de fazla arabesk buldum. Ayrıca birçok eserde karşımıza çıkan sıradan bir konuyu okuyorsam farklı şeyler bulmak isterim. Ne yazık ki bulamadım. Zaman kaybı diyemem ki zaten dönem dizisi izlemeyi severim. Ve tabii ki Ankara… Birçoğumuzun bir Ankara’sı vardır. Benim de var. ∞
Ankara, Mon Amour!Şükran Yiğit · İletişim Yayınları · 20221,641 okunma
Puan vermedi·248 syf.·
2022 51. kitabı
Moscarda adında 28 yaşında bir adamın, bir gün aynaya bakarken daha önce fark etmediği, burnunun yamuk olduğu gerçeği karısı tarafından yüzüne vurulur. Bu gerçekle yüzleşen Moscarda, kendine uzaktan bakmaya başlar ve büyük bir iç savaşın içine girer. Bu savaş var oluş sancısını tetikler ve sorgulama başlar. Bu varoluşsal sorgulama, nihilizmin kıyılarında gezinir. Kahramanımız kendini sorgulamakla kalmaz; yakın çevresini, toplumu, ilişkileri, toplumsal değerleri de sorgulamaya başlar. İçimizdeki binlerce “ben”i görünür kılar veya yok eder. Okuru içinden çıkılamaz bir labirentin içine atar. Hatta kimi zaman bir uçurumun kenarına bırakır. Felsefî bir deneme havasında, kurgusal bir metin olan eser; karamsar bir havada yazılmasına rağmen, aynı zaman da müthiş bir kara mizah örneği olarak görülebilir. Aynada kendinize bakmaktan korkmuyorsanız okuyun, korkuyorsanız da okuyun. Kendinizden kaçamazsınız zira “kendiniz” elbet yansıtıcı bir yüzeye çarparak size dönecektir.
Biri, Hiçbiri, BinlercesiLuigi Pirandello · İthaki Yayınları · 20215,7bin okunma
Puan vermedi·212 syf.·
2022 47. kitabı
Kemal Varol’un -yer yer- Sahiden Hikâye ile başlayan; Ucunda Ölüm Var ve Âşıklar Bayramı ile devam eden bir yolculuk hikâyesi, Babamın Bağlaması. Aslında iki yolculuk hikâyesi de denebilir. Birinci yolculuğa ağır bir “yük” eşlik ediyor: Avukat Yusuf’un hem kurtulması hem de hesabını kapatması için bir fırsat olan bir yük. İkinci yolculuk ise yarım kalmış, hesabı kapatılmamış bir aşk, yani içsel bir yolculuk. Tabii bu yolculuklara diğer romanlarındaki neredeyse bütün önemli karakterler de dahil oluyor. Bir karşılaşma, yüzleşme, hesaplaşma ve yol romanı olan “Babamın Bağlaması”nda, günümüz Türkiye’sinin kimi gerçekleri de eşlik ediyor okura. Düşündürüyor, acıtıyor, yüzümüze çarpıyor… Roman; bana göre iyi başlanmış ama iyi bitirilmemiş. Çünkü birinci bölümdeki babasını toprağa teslim etme hikâyesindeki derinlik Aylın’la olan kısımda kaybolmuş. Kahramanların ve durumun anlatımında sığ ifadeler rahatsız etti beni. Sanki Kemal Varol bu bölümde dilini kaybediyor ve eser vasat bir aşk romanına dönüşüyor. “Nereye gidersen git, yolun sonunda yine kendinle karşılaşırsın.” demiş (sanırım) Eliot. Sırf bu hissi iliklerimizde yaşamak için bile Kemal Varol romanları kabulümdür ve okunmaya değerdir.
Babamın BağlamasıKemal Varol · Everest Yayınları · 20221,735 okunma