Kemal Varol’un “Ucunda Ölüm Var”’(2016)’dan sonra yayımlanan romanı “Aşıklar Bayramı”(2019) tıpkı onun gibi bir yolculuk hikayesini anlatıyor. Fakat Ağıtçı Kadın’ın yolculuğundaki halk hikayesi öğeleri yerine türkülerle bezenmiş ve olağanüstü unsurlardan sıyrılmış.
Kemal Varol’un romanları arasında bazen çok belirgin, bazen sadece dikkatli okurların keşfedebileceği bağlantılar vardır. Bazen bir romanda merak ettiğiniz bir kişi, bir olay gizemini korurken başka bir romanında aydınlığa kavuşur. Bu bazen nereden geldiği belli olmayan bir saç teli, bazen nereye gittiği belli olmayan bir köpek olabilir. Aranıp da bulunamayan, uğruna diyar diyar gezilen bir bir âşığa bambaşka bir yolculukta kavuşabilir maşuk.
Bir romanın ana kahramanı, bir diğerinin figüranı olabilir ya da tam tersi. İster istemez şunu düşündürür; yazar bu romanların hepsini birlikte yazmış ve 2-3 yılda bir bir parçasını okurlarına sunuyor.
Bu romanda baş kahraman bir avukattır. Yirmi beş yıldır görmediği babası bir anda kapısına gelir ve hem babasıyla hem de üniversite yıllarında terk ettiği sevgilisiyle yaşadığı iç hesaplaşmalarla dolu hikayemiz başlar. Yani hem terk edilen, hem terk edendir o. Hem af dileyen hem affedemeyen…
Romanda kahramanın iç çatışmalarının anlatımı gerçekten çok etkileyiciydi. Ayrıca üniversite yıllarında bir çok kez hapse giren ve düzenle kavgalı olan avukatın satır aralarında verdiği siyasi mesajlar da çok hoşuma gitti. Hiçbir şeyi göze sokmadan, ince ince işlenmiş çok iyi tespitler vardı.
Bu incelemeyi yazarken kitapların heyecanını kaçıracak (ki kitaplar arasındaki bağlantıları keşfetmek benim için büyük keyif haline geldi) ve merak unsurunu baltalayacak şeyler yazmamaya çok dikkat ettim ama gelecekte yazılacak kitaplar için tahminde bulunmamda sakınca yoktur herhalde.
Mesela
“Bir kişi şayet hayatla ilgili planlarını dünyanın -ya da ondan kendi payına düşenin- seçmesine izin verirse, maymunlarınki gibi bir taklit becerisi dışında başka bir beceriye gereksinimi yoktur.”(John Stuart Mill)
Kavuşmanın kekeme sevinci adına
Herkesten yapılmış duvarlar adına
Kendinden başka doğrusu olmayan büyük aşklar adına
O ışık goncasının arzusu ve korkusu adına
Benim kırk yıl gecikmiş avunmaz zamanım
...adına
Aşkı bir gövdeden doğuran dünya
Sen koydun bu kalbi bu güzelliğin önüne
Ayrılığa bırakma beni
...Ölüm bir gün nasılsa sürecek hükmünü