"Babaya Mektup" Kafka’nın babasıyla hesaplaşmasından çok,insanın çocuklukta aldığı duygusal izlerin yetişkinlikte nasıl bir korkuya, suskunluğa ve yetersizlik hissine dönüştüğünü anlatır. Bu metin bir suçlama olduğu kadar,anlaşılma arzusudur da. Kafka babasını anlatırken aslında kendi içindeki kırılmış çocuğu konuşturur. Çok sarsıcı, çok içten ve insanın kendi geçmişine de dokunan bir eser.

Y. Z. G

@Yusufziyagun
·
Babasız veya Baba Sevgisi Olmadan Büyümek!
Franz Kafka’nın Babaya Mektup adlı metni, onun hayatındaki en derin yaralardan birini açığa vurur:babasıyla olan zor ve baskıcı ilişki. Kafka,bu mektupta babasının otoriter,sert ve çoğu zaman sevgisiz tavırlarının kendi kişiliğini nasıl şekillendirdiğini anlatır.Mektup aslında hiçbir zaman babasına verilmemiştir;bir iç hesaplaşma,bir ruhun kendi yarasını dile getirme çabasıdır. -Kafka’nın babasına yazdığı mektup, aslında babasız büyüyen ya da baba sevgisinden mahrum kalan herkes için bir metafor gibidir: *Sevgi eksikliği,bireyin iç dünyasında derin bir boşluk bırakır. *Bu boşluk,kimi zaman yazıyla,sanatla,kimi zaman da kendi içsel yolculuğuyla doldurulmaya çalışılır. *Baba sevgisi olmadan büyümek,bir eksiklikten çok bir dönüşüm süreci olabilir;birey kendi içindeki baba figürünü yaratmak zorunda kalır.
Günaydın
Çoklu monologlar şeklinde sürdürülen beraberliklerden sıkılsak da vazgeçemiyoruz. Tekrar sahne alacağımız ânın sabırsızlığıyla, başkalarının söylediklerine pek de dikkat etmeden. Performans ağırlıklı bu beraberliklerde, ilişki değil, narsisisitik kaygılar ön plandadır. Daha çok iç boşaltma işlevi gördüklerinden iletişim kategorisinde değerlendirilemezler. Bu tür yaşantılar, bizi çıkmazlara, yani insanların birbirini anladığını farz ederek sürdürülen ilişkilere kadar götürebilir. Konuşmalar entelektüel frekanslarda sürmekteyse, bu moda girme olasılığı daha da artar. Bir şeyler anlatan birine "Seni anladım," dediğimiz anda akmakta olan sürecin önünü kapatmış oluruz. Çünkü aslolan sürekli anlamaya çalışmaktır. ​Engin Geçtan, Rastgele Ben
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
H.
Çok haklı yaw
Funda'dan...
Kitaplardan daha çok hayatın altını çizdim...
Sınırların rest malzemesi olabilmesi için bu sınırlara dair aile onayı da gerekiyor. Örnek veriyorum benim ailemin mantıklı bulmadığı bir sınırı ben eşime koymaya kalkarsam, toplumun ataerkil yapısı gereği herkes "inşallah vazgeçer" diye dua eder. Ama aynı şekilde eşimin ailesinin onaylamadığı bir sınırı eşim bana koymaya kalkarsa, yine toplumun kadını ikinci sınıf gören yapısı nedeniyle bu sınırda "diretmesi" durumunda ailesiyle de arası bozulur. Sınırlar özellikle kadınlar için "ailevi" bir konu ve bu konuda özgür davranmaları erkeklere kıyasla çok daha zor.
Duygu ve Düşünce
kendini bulmuşsun'üzerine
bi çocukluk arkadaşım bugün bana yıllardır değişmeyen yanlarımdan bahsetti. sosyal olduğumu ama kendimi insanlara mecbur kılmadığımı,susmayı, yalnızlıktan korkmadığımı, kendimle vakit geçirmeyi, kedileri,bisikleti,karı ve kitapları hala sevdiğimi söyledi. sonra da durup şöyle dedi, 'beni bi zehra anlar diye kendimi böyle açabildiğim tek insan olabilirsin. sen kendini bulmuşsun dostum, sadece farkında değilsin'. riya olsun diye yazmıyorum gün boyu 'sen kendini bulmuşsun'cümlesi kafamda zonkladı.insan bazen en çok kendini en eski haliyle tanıyanların sözlerinden etkileniyor.çünkü kendini bulmak diyince aklımıza hep büyük dönüşümler gelmiyor mu.böyle keskin kırılmalar,uzun yolculuklar, eski benliğini geride bırakıp bambaşka biri olmak.. üstelik hayat bana bunların çoğunu da yaşattı, yaşatıyor.. ama bugün o cümle başka bir kapı araladı zihnimde.belki de kendini bulmak,yeni bir insan olmak değildir.belki mesele yılların, acıların, sevinçlerin ve değişimlerin içinden geçerken özünden olabildiğince kopmamaktır.hayat seni defalarca başka yerlere savursa da, dönüp baktığında içindeki o tanıdık sesi yine de duyabilmektir.blki de kendini bulmak,kendini değiştirmekten çok kendini kaybetmemeyi öğrenmeye çalışmaktır. belki de................