keşke annem beni doğrurmak yerine bir ağaç ekseydi. babam saçımı okşamaktansa evimize muhabbet kuşu alsaydı. ailrm, sevdiklerim ve bu dört duvar varlığıma alışmasaydı. güneş sizinle dpğup benimle batsaydı. suçumu örtecek bir sebep bulabilseydim şu hayatta. boyn6mu yağlı iple cezalandırsaydınız. kimsrsiz, öksüz bi kızı toprağa gelin etseydiniz. saçlarımı örerken annem gelseydi aklıma. ince narin elleriyle annem saçlarımı örseydi. suçluluk s8luk borumdan çıkıp, anneme görünürken anlatsaydı derdini açık açık. ölümü saçımdaki ellerinden daha çok srvdiğimi bilseydi annem. içli içli ağlasaydı. gözlerinde beş yaşındaki bir çocuğu görseydim. sonra tanrıyı bulsayd7m. annemin parmaklarının arasından saçıma dolansaydı. merhamet etseydi. keşke allah bir gün canıma kıysaydı da suçlu ben olmasaydım.
Hem erkek hem kız çocuklarınıza anlatın.
Intibah İntibah adlı kitabın baş kahramanı Ali Rıza 22 yaşında bir delikanlıdır. Arkadaşlarıyla Çamlıcada gezerken bir arabadan bir el işareti yapıldığını görür, hareketin anlamını anlayamaz. Daha sonra bir arkadaşına sorduğunda “Etraf tenhalasmadıkça haberleşmek mümmkün değildir” demek olduğunu ögrenir. Kitap şöyle devam ediyor : "Bu bilgi üzerine işaret sahibesinin masumluğuna olan inancı bir kat daha kuvvet bulmaya başladı. (O kadar tecrübesiz bir çocuk, namuslu bir kadının böyle işaretlerden haberdar olamayacağını nereden bilsin?)" Yani garibim etrafta insanlar var utanır, çekinirim olarak algılıyor işareti ötesini hiç düşünmüyor. Ali Rıza kapalı kutularda büyümüş, hayat ve karşı cinsle ilişkiler hakkında çok da kafa yormamış bir çocuk. Kimse de onu uyarmamış, aman dikkat dememiş. Siz öyle yapmayın, uyarın, anlatın. İnsanların ne kadar menfaatçi olduğunu anlatın. Görünenin dışında bir de görünmeyeni vardır her insanın. Her aşkın masumca olmadığını, sen öyle bakıyorsun diye karşındakinin de sana aynı cihetle bakmayacağını öğretin. Her ilginin sevgi olmadığını, seviyor "gibi" de yapılabileceğini ve insanın sevgisinin ebedi olmayabileceğini yazsınlar kafalarına. Ask gibi görünen binbir türlü şey olduğunu; sapıklığın, saplantının ve ahlaksızlığın aşk kisvesi altında sunulabileceğini anlasınlar. Her sevginin sağlıklı olmadığını "ama çok seviyorum; sevdiğimden yaptım" gibi cümlelerin bahane olamayacağını fark etsinler. Psikolojik şiddeti anlatın onlara.. " Beni bırakırsan ölürüm. " gibi cümlelerin ağırlığını anlatın. Bazı insanların gram sevgi duymadan tensel bir şey aradığını, bunu alınca da arkasına bile bakmayacağını anlatın. Bazen insanların size değer verdiği için yaklaşmadığını, aslında sizin kim olduğunuzu zerre umursamadıklarını anlatın. Aldatmayı normalleştiren
Hayata Dair
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hem çok yorgun hem de bir o kadar dik durabildiğim o ince çizgiler..
Allah için sevmek
Sevdiği insandan ilim, amel veya onun vasıtasıyla onun ötesinde bulunan bir hedefe varmayı elde etmek için değil sadece Allah için sevmektir. Sevginin bu derecesi, derecelerin en yüce, en ince ve en sırlı derecesidir. Bu tür sevgi de mümkündür. Çünkü sevginin çok olmasının alameti şudur: Sevgi, sevgili ile ilgili bulunan her şeye sirayet eder. Uzaktan olsa dahi sevgili ile münasebeti bulunan her şeye geçer. Bu bakımdan şiddetli bir şekilde herhangi bir insanı seven bir kimse, o insanın sevdiklerini de sever. Onun dostlarını dost edinir. Ona hizmet edeni sever. Dostunu öveni de sever. Dostunun rızasına koşanı da sever.💫😇 Allah İçin Sevmek
Hayata Dair
Çok haklısın Selimciğim
​"Evet bu yüzden, yorgunluğumu anlatamıyorum kimseye. Yakınmalarımda ince bir alay görüyorlar. Bu inceliği bana yakıştıranlar tabiî cahil insanlar. Ötekilerle artık görüşmüyorum. Darıldım onlara. Onlar bu dargınlığımın farkında değil tabiî. Kapıdan çıkıp gidince hemen unutuluyorum. Bir de benimle uğraşacak vakitleri yok. Çünkü uğraşmaya değmiyorum. Ben de darıldım onlara işte. Yolda, onlardan birini görünce, sıkılarak gülümsüyorum. İçimden geçenleri saklamak istiyorum. Onların içinden ne geçtiğini anlayamıyorum; yüzlerinden belli olmaz ki duyguları. Bu nedenle, yüzlerini görmek içime sıkıntı veriyor. Sıkıntıma onlar sebep oldu sanki. Hepsi de sanki hiç bir şey olmamış gibi rahatça yürüyor yolda. Karşıdan karşıya emin adımlarla geçiyorlar. Günlük yaşayışlarını sürdürüyorlar. Galiba yalnız ben yoruldum. Ve bu yorgunluğumu yaşamak zorundayım." Tutunamayanlar Oğuz Atay
Alıntı
Memiya yasısın??
Bugünümü anlatmak istiyorum. Çünkü neden olmasın? Sabah kalktım, çamaşır makinesi çalıştırdım, kahvaltı yaptım (karışık tost ve limonlu ice tea) makineyi boşaltıp kıyafetleri astım. Sonra biraz yatakta takıldım. Hazırlanıp dışarı çıktım. Merkeze gittim. Kuaföre gittim yüzüm gözüm açıldı kuaförden çıkarken dertlerimden arınmıştım. Ayakkabıcıya gittim. Hafif topuklu ayakkabı baktım. 36 numara ayakkabı tam olmadı kalıp koyarsak içine olur dediler tamam dedim. Normalde iki tane ayakkabı alacaktım bi tane alıp çıktım. Hayal kırıklığına uğradım. Neysee sonra müjde siyah ince dizaltı çorap aldım. Parka gittim sevdiğim salıncak doluydu spor aletlerine gittim. Spor aletlerine bindiğimi gören çok tatlı minnoş bi kız çocuğu geldi (maşallah maşallah) o da spor aletlerine binmeye çalıştı. Birine çok güzel bindi hatta. Dedesiydi sanırım yanındaki. Bisiklete bindiğimde bisiklete bindi bende bineyim dedi. Dedesi olmaz sen binemezsin dedi. Çok tatlı bi kızdı. Sadece gülümsedim kıza. Sonra salıncağa bindim. Sallanırken yanıma bi kız gelip beklemeye başladı. Bineceksen ineyim dedim. Evet binicem dedi. İndim kenarda oturdum telefona baktım. Ders çalışmam lazım dedim kendi kendime.. sonra yurda döndüm. Yemek yedim, üstümü değiştirdim ve ip atlayıp yürüyüş yaptım. Odaya geldim şimdi elimi yüzümü yıkadım. Siyah kil maskesi yüzümde ve yatakta oturuyorum. Yarın finallerim başlamış oluyor ama ben daha ders çalışmadım. Ders çalışmaya alerjim var diye diye yeni bi alerji çeşidi ürettim sanırım.. yurtta benim gibi olan biri daha yok bence.. vardır da bi ben etmez!! Neysee buraya kadar okuduysanız helal olsun ne diyeyim?
1000Kitap