Rüya Terapisi | Cemal Yönün Tezahürü
Fotoğraf Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri kitabından alıntıdır. Rüyadaki kişi, 64 yaşında, içgörüsü sınırlı ve uzun yıllar boyunca kendi iç dünyasına yabancı kalmış bir adamdır. Terapi sürecinin başlarında gördüğü bu rüyada ilk kez bir kadın figürüyle karşılaşır. Kadın ona, "Ben senin uzun zamandır unuttuğun kızınım." der. Bu ifade, psikolojik ve tasavvufi açıdan oldukça dikkat çekicidir. Psikolojik düzlemde "unutulmuş kız", kişinin yıllardır temas etmediği duygusal yönlerini; duyarlılığı, hilm sahibi olmayı, sezgiselliği, ilişkiselliği ve şefkati temsil ediyor olabilir. Tasavvufî terminolojiyle ifade edecek olursak bunlar, daha çok cemal sıfatlarının tezahür ettiği alanlardır. Mustafa Merter'in Nefs Psikolojisi yaklaşımı açısından bakıldığında ise nefsin katılaşmış yapısı çözülmeye başladıkça insanın daha latif ve ince tarafları görünür hâle gelir. İlk karşılaşmada bu yönler kişiye yabancı gelir; hatta kişi onların kendisine ait olduğunu fark etmekte zorlanır. İnsan bazen kendi ruhunda bulunan yönleri tanımaz; onlar yok olmazlar fakat bilinç alanının dışına itilerek adeta sürgüne gönderilirler. Bu nedenle rüyadaki semboller, "Bu taraf bana aitmiş ama ben onu hiç yaşamamışım." şeklinde okunabilir. Rüyadaki kadın figürünün orta yaşlı ve kahverengi tonlarda giyinmiş olması da dikkat çekicidir. Kahverengi, rüya sembolizminde çoğu zaman toprağı, köklenmeyi ve gerçekliği çağrıştırır. Bu nedenle söz konusu figür, geçici bir fanteziden çok, kişinin ihmal edilmiş fakat sahici bir ruhsal parçası olarak değerlendirilebilir. Bu rüya yalnızca Jung'un anima arketipiyle açıklanabilecek bir durum değildir; aynı zamanda kişinin kendi içindeki cemal yönüyle ve yıllardır bastırdığı rahmet boyutuyla karşılaşmasının da sembolik bir anlatımıdır. Celal ağırlıklı kişilik yapılanmaları kontrol etmeye, analiz
İnsan ve Duygular
Gökkuşağının Eteğinde ​Bir çocuk duruyor eşikte, elleri boş, Vaat edilmiş baharlardan çok uzakta. Boğazında bir düğüm, ne ses var ne nefes, Ağlamak bile lüks, o kadar dermansız kucakta. ​Güneş, tam elini uzatmışken battı mı? Yollar, koştukça sanki biraz daha uzadı. Oysa sadece bir renk tutmaktı niyetin, Ama gökyüzü bugün, senin rengini unuttu. ​Güçsüzlük bir hırka gibi omuzlarında, Hasta bir umudun sessiz bekleyişi bu. Yalnızlık, kalabalık bir sokakta kaybolmak değil, Kendi içindeki sesin bile kesilişi bu. ​Ama bak; ​Karanlık çökünce yıldızlar daha net seçilir, Güneş battıysa eğer, ayın vaktidir şimdi. O ulaşamadığın gökkuşağı var ya hani? Aslında senin o sabırlı, mahzun bakışında gizli. ​Çaresizlik bir duvar değil, yorgun bir duraktır, Dinlen biraz, boynunu büküşün güçsüzlükten değil. Işık, tam da bitti dediğin o ince sızıdadır, Karanlık olmadan, kimse görmedi ki şafağın geldiğini. 🌿🍃 @ Garp63
Şiir
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bazen duygularını kendinden bile saklarsın...
Neden bazı duyguları kendime bile itiraf etmekten çekiniyorum bilmiyorum. Az önce yaşadığım duygu mesela. Hiç istemiyorum dediğim bir şeyi istediğimi fark ettim. Ya da o anın büyüsü müydü bu ? Nasıl anlarım mesela gerçekten istediğimi ? Beynimle hareket edersem duygularım ne olacak mesela ? O zaman duygumdan yine kaçmış olurum. Belkide benim gibi çok düşünen kişiler beni anlayacaktır... Şu an yine düşünüyorum, evet istiyorum. Bazen bir dağın tepesine çıkıp haykırmak istersin, işte şu an öyle bir histeyim... Keşke öylesine yaşayan, ince düşünmeyen, gamsız bir insan olsaydım diyorum bazen. Belkide çoğu kişi öyle görüyor ama içimdeki fırtınayı bilen bi ben bi Allah... Selametle. :')
Duygu
İbrahim
çünkü, İbrahim ince ruhlu, yumuşak başlı, çok içli, merhametli ve dönüp dönüp Rabbine yönelmek, O'na yakın olmak isteyen biriydi. Hud suresi 75. ayet
... Her an Farkındayım Az az öldüğümün Bilincindeyim doğan ayın Eriyen karın akan suyun Ve usul usul tükenen zamanın Tekrarlayıp duruyor saat Vakit te mahluktur Vakit te mahluktur İşliyor kalbim Eskiyor saçlarım Ve gözlerimin en ince hücreleri Okuyorum hayatı Toprağın üstünden çok Altındakilerle var olduğunu ... Erdem Bayazıt "Ölüm risalesi"
Merhum Cemil Meriç'in "Kitap, zekayı kibarlaştırır" düsturundan hareketle ne kadar çok kitapla, kalemle uğraşırsak, üslubumuzun da o kadar daha medeni, yapıcı, kibar olduğunu gözlemliyorum sürekli sosyal hayatımda. Duygusal hassasiyete sahip olmanın zayıflık addedildiği bir çağdayız ama ne hikmetse kendimize kaba davranıldığında nefsimiz hemen devreye girip sinirlenebiliyoruz. Yani herkes nezakete bayılıyor ama iş pratiğe gelince ben nazik davranayım, değil de yalnızca sen nazik davrana dönüyor. "Sosyal ilişkiler" dediğimiz şey karşılıklıdır. Herkes doğuştan ince bir ruha sahip olamasa da yahut kültürel sermayeye sahip olamasa da çocuk sahibi olma sorumluluğunu kendinde gören ebeveynlerin, yetiştirme sorumluluğunu da üstlenerek duygu eğitimi vermeleri gerektiği kanaatindeyim ve tabii her şeyin üniversite sınav başarısı olmadığının, egosu tavanı aşmış bireylerin kaba bireyler olarak toplumda yer alacağının bilincinde olmalıyız.