Bir yalanı ne kadar çok kişiye, ne kadar sık anlatırsan o kadar kolay gerçeğe dönüşüyordu. Benim hayatım da işte böyle ince ince yalanlarla örülmüş gerçeklerle doluydu.
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Çok denedim, yıllar boyu hayatın doğrusal olduğunu, hatırlamanın iki nokta arasında düz ve ince bir çizgi çekmekten ibaret olduğunu düşündüm masumiyetle.Ama cetvelsiz düz bir çizgi çizebildin mi hiç?Yıllarca bileğine hakim olabilmeye uğraşıp, defalarca düz bir çizgi çekmeyi denedin ama başarısız oldun.
Sayfa 149 - İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bazıları, başkalarının acısına uzaktan bakıp kederlenmekle iyi insan olunabileceğini sanıyor. Hatta sadece kendi iyiliğinin altını çizebilmek için üzüntüsünü ele güne duyurmaya çalışıyor. Oysa şunu iyice öğrendim ki, vicdandan en çok söz edenler, sadece başkalarının kurbanlarına üzülen katiller. Kabullenmek zor ama aslında, başkalarının acısına bakarken insanda kederden ziyade hodbin hisler uyanıyor. Savaş gazilerine bakmak feci bir duyguyla tanıştırıyor insanı: Şükretme duygusu. Duyguların en ikiyüzlü, en sefil olanı. Haline şükretmelerin en rezilcesi, başkalarının haliyle mukayese edilerek yapılanı… O zaman insan Yaradan’a, verdiği mutluluklar için değil, olsa olsa başkalarına verip kendinden esirgediği acılar için teşekkür ediyor. Sana şükürler olsun ki beni değil, onu seçmişsin diyor! Ve bunu ne zaman fark etse, mesela hastanedeki ölü çocuklara, onların ince ayak bileklerine bakarken, ruhunu derin bir utanç kaplıyor.”
Ben kimseyi ele veremem, hep kendimi ele veriyorum. Çok konuşuyorum. Kimseyi bulamadıkça çok konuşuyorum.
di mi;)
Çok hissi kişiler olduk, birbirimizi kolay suçluyoruz.
Çalışma Mangası
Üç saat önce siperden yukarı doğru sendeleyerek ilerliyordu, Kayarak ve dengesini kurarak, botlarıyla el yordamıyla yol bularak; Bazen takılıyor ve sırılsıklam kireç torbalarına Ellerini sürterek duvarlara doğru yalpalanıyordu. Önünde yürüyen adamı göremiyordu; Yalnızca, siper tahtaları üzerinde ilerleyen ayakların Tambur ve tıkırtısını duyuyordu — çamurun ayak bileğine ulaştığı yerlerde Sefilce sıçratıyordu suları sık sık. Sesler homurdanıyordu, "Sağdan geçin, yol verin!" Cephe hattından gelen adamların yanından sıkışarak geçerken: Beyaz yüzler bakıyordu, kırmızı bir noktayı (sigarayı) üfleyerek; Mumlar ve mangallar parıldıyordu sığınakların Yarıklarından ve perde kanatlarından; sonra karanlık Yuttu görme duyusunu; eğildi ve küfretti Sarkan bir tel boynuna takıldığı için. Bir fişek yükseldi; parıldayan beyazlık yayıldı Ve yukarı doğru titredi, kıvrak fareleri Ve yağmurla ağarmış, parıldayan kum torbası yığınlarını göstererek; Sonra o yavaş, gümüşi an karanlıkta öldü. Rüzgâr buz gibi esintilerle hızla geçip gidiyordu, Köşeleri dövüyor, ince ve kasvetli bir sesle Ötüyordu çatlaklardan; tüfek atışları Gece boyunca yarılıyor, çatlıyor ve vınlıyordu, Ve mermiler çiseleyen havada sakince süzülüyordu Tepenin aşağısında boğuk bir gümlemeyele patlamak için. Üç saat önce siperden yukarı doğru sendeleyerek ilerliyordu; Şimdi o yolu bir daha asla yürüyemeyecek: Geriye taşınmalı artık, sarsılan bir kütle olarak,