Haland çok tatlı🇳🇴
Yolda olmanın küçük bir bahsi
"Bir kez ayaklarının üstüne dikildi mi , öylece kalmamalı insan." Yıllarca yürümenin felsefesi üstüne düşündüm durdum. Benim için yürümek eylemi daima yolda olmayı hayatta var olmak için hareket etmeyi çağrıştırır. Oruç aruoba da der ya hani, önemli olan varmak değil yolda olmaktır diye işte tam buradan tutuyorum yürüme felsefesini. Bugün bir dostumla sohbet ederken bir amaca varmak için çok çalışması sınava girmesi gerektiğinden ama bir türlü bazı kararları alamadığından bahsetti. Yani aslında durduğundan... Durma eylemi yürüme eylemine göre daha tatlı daha keyifli görünüyor olabilir belki de hissi de öyledir. Fakat doğmak , yaşamak ve ölmek üçlemesinde başımızın üstünde yer alan kum saati için bu keyifli ve tatlı eylem tehlikeli değil mi? Şöyle bir es vereyim. Burdaki terim üzerine konuşurken durmanın felsefesi olarak adlandıramayız bunu çünkü bu daha çok an'da kalmak zihni dinlendirmek anlamlarına gelebilir. Benim bahsim daha çok eylemsizlik. Düşünce eylemsizliği, öğrenme eylemsizliği, sorgulama eylemsizliği. Forrest Gump vari bir koşturmadan bahsetmiyorum tabiki :) Bir kitabı açtığımızda, bir sorunun peşine düştüğümüzde, bir karar aldığımızda aslında kendi içimize büyük bir adım atmış oluruz. Ama eylemsizlik dışardan tehlikesiz gibi görünsede insanın iç dünyasında bir tortu bırakır. Birikir birikir ve zaman geçtikçe daha çok birikir. Biz yürümedikçe birikir. Meseleye dönecek olursam aslında dostumun keyifsizliği yolun zorluğundan değil, harekete geçmeyi sürekli ertelemesindendi. Kusursuz adımı aradığı belliydi , ama durum aslında o kusursuz adımı bulmak değil sadece bir sonraki adımı atmasından ibaretti. Yolunun fazla engebeli olması mı korkutuyordu veyahut nefesinin bu yola yetemeyeceği mi bilmiyorum. Ama bunu zaten kim bilebilir ki yola çıkmadan? Bir güç arıyor
Reklam
Kardeşim kek isteyince birlikte yapmaya başladık. Malzemeleri elerken "Gel seni de içine katıp eleyeyim dedim" "Ama ben çok tatlıyım beni de katarsan iyice tatlı olur. Sonra yiyemezler bu ne tatlıymış derler" dedi 😄🤓 Komik bir çocuksun diyorum, gülüyor 😅😇
➡️ *Aşure günü ve gecesi* *Sual: Aşure günü ve gecesinin fazileti nedir ve neler yapılmalıdır?* *Cevap:* *Aşure gecesi,* Muharrem ayının onuncu gecesidir. Muharrem ayı, Kur’ân-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. Aşure, bu ayın en kıymetli gecesidir. Allahü teâlâ, birçok duaları Aşure günü kabul buyurdu. Âdem aleyhisselâmın tevbesinin kabul olması, Nuh aleyhisselâmın gemisinin tufandan kurtulması, Yunus aleyhisselâmın balığın karnından çıkması, İbrahim aleyhisselâmın Nemrudun ateşinde yanmaması, İdris aleyhisselâmın diri olarak göke çıkarılması, Yakup aleyhisselâmın, oğlu Yusuf aleyhisselâma kavuşması ve gözlerindeki perdenin kalkması, Yusuf aleyhisselâmın kuyudan çıkması, Eyüp aleyhisselâmın hastalıktan kurtulması, Musa aleyhisselâmın Kızıldenizden geçip, Firavunun boğulması ve İsa aleyhisselâmın vilâdeti ve Yahudilerin öldürmesinden kurtulup, diri olarak göke çıkarılması hep Aşure günü oldu. Nuh “aleyhisselâm” gemide aşure tatlısı pişirdiği için Müslümanların Muharremin onuncu günü aşure pişirmesi ibadet olmaz. Muhammed “aleyhisselâm” ve Eshâb-ı kiram “radıyallahü anhüm ecma’în” böyle yapmadı. Bugün aşure pişirmeği ibadet sanmak, bidattir, günahtır. Muhammed aleyhisselâmın yaptığı veya emrettiği şeyleri yapmak ibadet olur. Din kitaplarının yazmadığı, Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirmediği şeyleri yapmak, sevab olmaz. Günah olur. O gün, herhangi bir tatlı yapmak, tanıdıklara ziyafet, fakirlere sadaka vermek sünnettir, ibadettir. İbni Âbidîn, beşinci cild, ikiyüzyetmişaltıncı sahifede diyor ki, (Kirpiklere sürme çekmek sünnettir. Fakat, bunu yalnız Aşure günü yapmak haramdır). Hazret-i Hüseyin “radıyallahü anh” o gün şehit oldu diyerek, matem tutmak, dövünmek de bidattir. Günahtır. Şiiler, hazret-i Hüseyin için matem tutuyorlar. Hazret-i Hüseyni, hazret-i
Alıntı
Premseslikten Seyit Onbaşı'lığa terfii
"Çok yalnızsın," diye fısıldadı büyücü, sesinde kadim bir keder vardı. "Ve ne yazık ki kimse ama hiç kimse gerçekten sevmiyor seni." "Prenses, göğsüne batan bu sözü kahkahasıyla örtmeye çalıştı. "Yanılıyorsun! Çevrem insanlarla dolu; her mecliste neşeyle karşılanır, herkesle tatlı dille hasbihal ederim." "Büyücü, gölgelerin içinden öne doğru eğildi. "O halde bir dahaki sefere onların gözlerine ve dişlerine daha dikkatli bak, Prenses. Gözlerindeki haset ve kini görecek, birbirine kenetlenmiş dişlerinin arasından sızan nefretin kokusunu alacaksın. Çok beğeniliyorsun, göz kamaştırıyorsun. Bu çok rahatsız edici" "Genç kadın öfkeyle doğruldu. "Beni gördüklerinde gözleri kamaşan zavallılara ayıracak tek bir saniyem dahi yok. Ben buraya, mutlu hayatımın başkaları üzerindeki hazımsızlığını dinlemeye gelmedim! Elbette buraya kadar gelişimin bir bedeli, avucuma bırakacağın bir kehanet olmalıydı. Eli boş dönmek istemiyorum." "Büyücü acı bir tebessümle geriye çekildi. "Zaten eli boş dönmüyorsun, Prenses. En çok ihtiyaç duyduğun o karanlık günde, yanında hiç kimsenin olmayacağı gerçeğini heybene koydun."
İlk düşünce…
Cennette Problem Var bu kitabın kapağını görünce aslında daha böyle mistik derin düşünceyle daha felsefe gibi kitap bekliyordum yani açıklama kısmını da okumamıştım o yüzden hiç böyle aşk romanı falan okuyacağımı zannetmiyordum yani şimdi okuduğumda anladığım kadarıyla daha hafif bir romantik komedi tarzında bir şey bekliyor… çiftimiz artık anlaşmayı yaptı gidiyorlar, yani kızın sakarlıkları böyle her şey pat diye söylemesi çok tatlı geliyor oğlan da öyle ama çok belli yani ileride bizi neyin beklediği çok belli öyle bir şey beklemiyordum ama kötü değil…..
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam