Kendinizi takdir etmenin yolu, manevi boyutla dostluğunuzu geliştirmektir. Sizi her iyiliğinizde taktir eden, zerre. iyiliğinizi ihmal etmeyen bir boyutla bağlantılısınız. Evrenin Hakimi'nın sevdiği her iyi tutumunuzun karşılığını, azametli bir gelecekte alacaksınız. Gelecekte göreceklerinizi öğrenmek, üretkenliğinizi takdir edebilmeniz için yeterli olmalıdır.
Doğru yolda mısınız? Yaptığınız işin özünde iyilik var mı? İyi bir geleceğin küçük bir ayağıyla mı meşgulsunuz? İyi işlerin özünde sevinç ve huzur telkini vardır. İyi iş yaparsanız kalbinize o ilham gelir. Yeter ki onu duyun.
Bir sırrı buraya sıkıştırayım. Eğer manevi olarak çok ilerde olsanız, tertemiz niyetlerle çalışsanız, meleklerin size duası tatlı bir rüzgar gibi kalbinize eser. Durduğunuz yerde uçacak gibi coşkulu olursunuz.
Öyleyse çevreyi çekiştirmekle enerji yitirmeyin. Muhteşem bir gelecek sizi bekliyor. Bunun için temelinız dolu ve sağlam olmalı. Bunun yolu da geçmişimize daha derin, çok, içten ve temiz işler sığdırmaktir.
Dostuma dedim ki: "Şu kadına bak, adamın koluna nasıl yaslandığını görüyor musun? Halbuki dün de benim koluma öyle yaslanıyordu. " Dostum da bana dedi ki: "Yarın da benim koluma yaslana cak. " Ona şöyle dedim: "Bak, nasıl da sakuluyor ona! Daha dün, çok yakınımda oturuyordu. " Dostum da cevap verdi: "Yarın da, benim çok yakınımda oturacak." Ona dedim ki: "Bak, onun kadehinden şarap içiyor! Oysa daha dün, benim kadehimden yudumluyordu. " Dostum da dedi ki bana: "Yarın da, benim kadehimden içecek." Ona "Bak," dedim, "süzgün bakışlarını nasıl da dikmiş ona! Daha dün bana öyle tatlı tatlı bakıyordu. " Dostum cevap verdi: "Yarın da, sadece bana öyle bakacak. " Ona dedim ki: "Ona aşk şarkıları mırıldandığını duymuyor musun? Daha dün, aynı şarkıları bana mırıldanıyordu." Dostum ise şöyle cevap verdi: "Yarın da benim kulağıma aynı ezgileri mırıldanacak. " "Bak," dedim dostuma, "nasıl da sarılıyor ona! Daha dün, büzülüp göğsümde yatıyordu." Dostum cevabı yapıştırdı: "Yarın da, benim göğsümde yatacak. " Sonra şöyle dedim: "Ne tuhaf kadın!" Dostum da açıkladı bana: "Tıpkı hayat gibi, bütün erkekler sahip olmuş ona. Ölüme de benziyor, fetbediyar herkesi. Ve sonsuzluk gibi, sarıyar tüm insanlığı."
Müziğin onlarca yıllık zamanın içinden bir iplik gibi geçebilme özelliği başka hiçbir şeyde yoktu. Şarkılar zamanın ipliğini çekip kopuk kopuk anları birbirine dikerek bir bütün oluşturan şeylerdi sonuçta. Tatlı sert bir histi bu. İğne can yakabilirdi. Bu parçada da çok hatıra vardı. Ama Wilbur'un hayatı neyse oydu. Nasıl yaşanmışsa yaşanmıştı işte.
Evlilik teklifi ettiği gün, "Mehmet ben çok yalnız ve çok yaralıyım,emin misin?" diye sormuştum, heyecanla "evet" demek yerine. Onu kendimden korumaya çalışıyordum. "Eminim"demişti, "çok mutlu olacağız, merak etme." Ben de inanmıştım buna, inanmaya ihtiyacım vardı; inandım. Hemen
iyileşeceğimi, bir imzayla mutluluktan uçacağımı sandım.
Gülmedim bile.