Çevresinde bulunan kimselerin ona her zaman bir takım sorumluluklar vermiş olmasının bir çocuk için ne kadar değerli olduğunu kestirmek güç değildir. Çocuğun aşağı yukarı şöyle düşündüğünü tahmin edebiliriz: sen daha iyi yapılasın, daha güçlüsün, yaşça daha büyüksün, bunun için ötekilerden daha akıllı olmak zorundasın. En büyük çocuğun bu yöndeki gelişmesi herhangi bir bozukluk olmaksızın gerçekleştiği zaman, onda yasaların ve düzenin bekçisi olan bir kişilik özelliklerinin ortaya çıktığını göreceğiz.(…)Güçlü olmaya büyük değer verirler. (…)
Tarih ve deneyler bize göstermiştir ki mutluluk yalnızca birinci olmak ya da en üstün olmak demek değildir. Çocuğa böyle bir ilkeyi telkin etmek, onu tek yönlü bir insan haline getirecek, her şeyden önce de iyi bir insan olma imkanini ortadan kaldıracaktır.
İnsanlar en küçük çocuğun genellikle apayrı bir tip olduğunu çok uzun bir zaman önce anlamış görünmektedirler. (…) En küçük çocuk ailenin bütün bireylerinden oldukça farklı bir durum içerisinde büyümektedir çünkü ana baba ona özel bir yer vermekte ve çocukların en küçüğü olduğu için üstüne titremek tedir.
Tırnaklarını yeme ya da burnunu karıştırma gibi hoşa gitmeyen bir takım aliskanliklari olan kimseler, bu şekilde hareket etmekle, inatçı insanlar oldukları gerçeğini açığa vurduklarının farkında değildirler çünkü kendilerini böyle bir davranış özelliğine götüren ilişkileri anlayamamak tadırlar.
Oyun, ruhla sıkı sıkıya ilgilidir, bir çeşit meslek gibidir ve bu şekilde görülmelidir. Bu bakımdan, oynayan bir çocuğu rahatsız etmek, önemsiz görülebilecek bir şey değildir.