Gerçekten de Kierkegaard'nun bu eseri, diğer eserleriyle birlikte aşk acısı çeken ya da sevdiğine duyduğu aşkı yarım bırakmak zorunda kalan âşıkların çektiklerini anlatıyor. Yani benim, senin ve diğerlerinin. Kitabı okurken cümlelerin altını çizmekten, bir cümle üzerinde uzun uzun düşünmekten hem yoruldum hem de kendime eziyet ettim. Bunları ben de yaşadım, aynı duygulara gark oldum. Kısacası kendimi, kendi hikâyemi buldum.
tüm varlığımın fikren bu kıza saplanıp kaldığını görüyorum; dolayısıyla, o ortadan kalkmalı, beni büyük bir hedefe ulaştıracak olan yol ancak onun zevalinden geçiyor.
Beni ara sıra zerre kadar da olsa aklına getirse, ki hâliyle bu maalesef gayrimuhtemeldir, o vakit ben onun şimdi en insanî ihtimalle neye ihtiyaç duyabileceğini muhtemelen görürüm.