İklim Krizi Hızlanarak Devam Ediyor
8/10
·192 syf.··
2025 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2025 16:42
Gezegeni Nasıl Düzeltiriz? Bence düzeltemeyiz. Bir şeyi hoyratça bozmak oldukça kolaydır fakat itina ile geliştirip iyi hale getirmek bambaşka bir çaba gerektirir. Söylenecek çok şey var ama nereden başlayıp nasıl bağlasam bilemiyorum. İnsanların umudunu kırmak pek hoş bir durum değil fakat gerçeklerle yüzleşmek de bir erdemdir. Tehlikenin boyutu devasa olunca alınması gereken radikal tedbirlerin de çok ciddi olması gerekiyor. Peki insanlığın mevcut yönetim ve yaşayış düzeninde bu tedbirleri uygulamanın bir imkânı var mı? Bence yok. Eğer ki herkes karınca sürüsü misali mükemmel bir koordinasyon içinde, görev aşkıyla, yüksek bilinç düzeyinde bireysel ve toplumsal olarak alışılmışın dışında ekstra performans göstermezse, gezegenimiz insan türü ve daha birçok canlı için yaşamaya elverişsiz hale gelecek. Bu yıkım meteor düşmesi misali 1 günde gerçekleşmeyecek evet ama etkilerini hissetmeye başladığımız üzere adım adım güçlenerek hayatımızın bir gerçeği haline gelmiş halde. Her ülkenin farklı zaman ve ölçeklerde etkilenmesi ve bunun zamana yayılması insanın uzun vadeli düşünme özürlü olması sebebiyle hemen şimdi başlamamız gereken tedbirlere ket vuruyor. Yaşlanmış, varlıklı ve mevki sahibi olmuş siyasilerin, büyük şirket yöneticilerinin, ekonomi simsarlarının vs. konforlarından feragat ederek kolları sıvamasını gerektiren, tarım ve hayvancılıktan sanayi yapısına, kimyasal atık üretiminden reklamcılık ve tüketim alışkanlıklarına, küresel ekonomik yapıdan doğal çevresel yapıların korunmasına, nüfusun kademeli olarak azaltılmasından geri dönüşüme daha sayamadığım (ama kitapta tek tek belirtilen) sürüyle alanda neredeyse sil baştan reformlar yapılması gerekiyor. Ve bu kusursuz dönüşümün çok hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi gerekiyor. İnsanlığın gezegende yaşamasını
Gezegeni Nasıl Düzeltiriz?Julian Cribb · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202516 okunma
Puan vermedi·73 syf.··
2025 732. kitabı
Alman filozof Martin Heidegger tarafından yazılmış çok çok güzel bir eser. Heidegger’in günlük dilde kullandığımız konuşma diliyle felsefe yapması, metafizik düşünce üretmesi anlaşılmasını hem zorlaştırmakta hem de üzerinde dikkatle durulduğunda kolaylaştırmaktadır. Günlük dilde kullandığımız kelimelerden DÜŞÜNMEK ‘in anlamı üzerinde kelam eden filozof, felsefe tarihindeki anlamlarını irdeleyip Nietzsche felsefesine yoğun göndermeler yaparak (Özellikle Böyle Buyurdu Zerdüşt eseri) kavramın anlamının orjinalini ortaya çıkarmaya ve bu anlam dünyası ile insanı anlamaya/anlamlandırmaya, iradeyi anlamlandırmaya, insan olmanın neye denk düştüğünün keşfini yapmaya çalışmaktadır . Kitabın en çok dikkatimi çeken önemli mesajı şu oldu: İnsan , düşünerek bilgi üretmiş ve bunu teknik olarak ürüne dönüştürmüştür. Ancak burada bir terslik farkediyor filozof . İnsan, düşünmek ile ürettiği ve örgütlediği bu bilgiye adeta kendini mahkum ederek düşünmekten uzaklaşmış ve bunun neticesinde içinde düşünmenin olmadığı bir sürü sorun çözümünün mekanikliğinden kaynaklı çözümsüzlükler/savaşlar/savaşa endeksli barışlar/barışa endeksli savaşlar/kördöğüşler... yaşamaktadır. Düşünmenin ne olduğunu unutan/düşünmekten uzaklaşan insan gittikçe kendi ördüğü ağlara takılarak, zamansallığını unutarak kendini pasifleştirmekte, kendisine insan olma hüviyetini kazandıran etkinlikten uzaklaşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında 2500 yıl önceki insanın dünyaya bakarken duyduğu düşünme ihtiyacı ile bu gün bizim duymamız gereken düşünme ihtiyacı arasında bir fark yoktur. Halbuki bu günkü insanlar, sanki tüm sorunları çözülmüşmüş gibi rehavete kapılarak/kendilerini süregelen düşüncelerin neticelerine emanet ederek /düşünmeyerek gittikçe “çölleşmektedir”. Bu açıdan içimizdeki çöl gittikçe büyümektedir. Bu çölleşme
Düşünmek Ne Demektir?Martin Heidegger · Paradigma Yayınları · 2009332 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
5/10
·336 syf.··
2024 63. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ekim 2024 18:33
Su Üstüne Yazı Yazmak "Her arayan bulamaz,ama bulanlar arayanlardır" diyor Beyazid-i Bestâmi... İnsanların hidayet öykülerini seviyorum. Duygularının değişimleri ve geçirdikleri hâlleri okudukça bende de karşılık bulduğunu hissediyorum. İşte bu kıymetli eserde onlardan biri. Kitapla sayın Saadettin Acar vesilesiyle tanıştım. "Ben , manevî bir çölü andıran Amerika kıtasından bir insanım; bu çölde kendime küçük bir vaha bulacak kadar bahtiyardım. Siz ise muazzam genişlikte bir vaha olduğu halde, çölleşme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir ülkenin insanlarısınız. Belli ki iki taraf da bir sürgün hâli yaşıyor ve asıl vatanını bulmaya çalışıyor." Diyor kıymetli Muhyiddin Şekur Kitap Amerika 'da yaşayan ve İslam'la şereflendikten sonra Muhiddin Şekur ismini alan, psikolojik danışmanlık alanında aktif çalışan biri olan yazarın kendi kaleminden hidayet öyküsünü konu alıyor. Hayatında maddi hiç bir eksiği olmayan ,refah seviyesi yüksek, üstelik mesleği insan ruhunu anlamak olan bir uzman olmasına rağmen yaşadığı boşluğa ve huzursuzluk duygusuna çare bulamadığından bahs eden yazarı, tüm yaşadığı bu ruhsal sıkıntılar mânevî bir arayışa yöneltiyor. Bir İnsan-ı Kâmil eşliğinde çıktığı bu yolda yaşadığı içsel mücadeleleri, hayatının nasıl değiştiğini samimi ve sıcacık üslubuyla anlatıyor Şekûr. Bir süredir okuyup içselleştirildiğim ve etkisinden uzun süre çıkamadığım, yaşadığım olaylara karşı bakış açımı tekrar gözden geçirmeme vesile olan çok kıymetli bir eser.. " Bu kitap, sadece çölün kumlarını aşıp asıl vatanına varmaya çalışan bir hırpani dervişin öyküsüdür. Her kelimesinin aşkla yazıldığına sizi temin ederim "diyor yazar . Bence de her satırı âşkla yazılmış ki, aklın ötesine hitap edebilmiş. Vesselam...
1000Kitap
Su Üstüne Yazı YazmakMuhyiddin Şekur · Sufi Kitap · 20213,809 okunma
Ruhum Stres Biriktirmiş Faaliyete Geçmiş Bir Fay Hattı
Bu bir icelemeden ziyade, 24 Ocak Elazığ depremi ardından 6 Şubat depremleri sonrasında (Depremleri ve sonrasını bizzat yaşayan biri olarak) yaşadığım ruh sarsıntısıyla," Sözcüklerin cihanda bir ağırlığı vardır.Yaşayacaklarımız önceden kurduğumuz cümlelerde gizlidir.Zaman şaşmaz , insan şaşarmış.Kurduğumuz cümleler gittiği yere varır muhakkak, zamanı şaşırtır.Ömür denilen deftere kalem oynattığımız her cümle zamana belki de ders olur."diyerek, tıpkı cümlelerinin ağırlığı ile zamana meydan okuyan YUNUS gibi , ilmin aslı olan kendini bilme yolunda "Sey'leri "belirsizlik zamirinden kurtarıp, varlığın kendisi olan "İsim'e"dönüştürebilme çabasıyla yazdıklarımdan ibarettir.Cümlelerim ruhum gibi dağınıktır affola... Her insanın kendi kendinin doktoru olduğuna inanırdım yakın zamanlar.Doktorun bir bilinç uzağımda olduğuna .Ruh, kendi kendini iyileştirme bilinciyle hareket ettiğinde bedenin bile ek ve uzman bir destekle çabucak iyileşeceğine.Çünkü dibi görmek istemediğimi, dipte buhrandan başka hiçbir halt olmadığını telkin ederdim sürekli. Kendime bu güvenim ve iyi niyetim, ait olduğum toplum için de geçerliydi: "Yok ya yine de biz, inşallah iyi bir toplum olma yolunda bazen düşe kalka,bazen koşarak,bazen dinlenerek ama gaflete ve tembelliğe kapılmadan yürümeye devam ederek;bazen yoldan çıkmaya azmetmişleri yola getirerek;ortak paydalarda birleştiren iyileştirici ruh gücünden birleştirici ruh ortaklığına ulaşıp sağlıklı toplum olacağımızın idrakine vararak ilerleyen bir toplumuz."diyip,mutlu insan ,mutlu millet pembe balonlarıyla havalandırırdım hayallerimi. "Çok şükür"diye ilminden bir zerre olan akıl ve bu aklın hikmeti için Allah 'ıma teşekkür ederken verdiği akılla yeryüzünde temsilcisi kıldığı her insanı da insan bilirdim.Balonlarım bir bir patlıyor...Her
İnsan ve Duygular
Türkiye'de DepremNaci Görür · Doğan Kitap Yayınları · 2020182 okunma
İntihar Dükkanı: Umudun Savaşı
8/10
·144 syf.··
2024 12. kitabı
·
15 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mart 2024 09:57
Spoiler içerebilir. Kitap bana birçok duyguyu bir anda yaşattı diyebilirim. Bir sayfada neşeli insanlara kızarken, iki sayfa sonra mutsuz insanlara kızıyordum. Kim haklı, kim değil konusunda hâlâ bir karara varamadım. Kitapta bahsedilen zaman dilimi günümüzden çok ileride diye anladım. Ozon tabakası gitmiş, sülfürik asit yağmurları var, çölleşme sorunu ile karşı karşıyayız... Gelecekten beklediklerimiz de az çok böyle zaten, değil mi? Biz şu anda, bu kötü olaylar gerçekleşmeden bile onları engelleyemediğimiz için depresif bir konuma geçebiliyoruz. Şahsen dünyanın geleceği hakkında bu bakış açısında olduğumu söyleyebilirim. Elbette geleceği kurtarmaya çalışan insanlar var ve harikulade işler başarıyorlar. Fakat bu işte birlik olmadıkça çözümün büyük çapta işe yarayacağından şüpheliyim. Demek istediğim şu ki, bizler 21. yy'da durumlar böyleyken karamsarsak, birkaç yüzyıl sonra bizim tahmin ettiklerimizi yaşayan insanlar niçin mutsuz olamasın? Bu onların hakları. Felaketler içinde olan bir toplumun intihar isteğini çok doğal ve haklı buluyorum. Hayata dümdüz baktığımızda yaşama değer ne var ki? Kitapta dikkatimi çeken bir diğer şey ölüm türünün çeşitliliğiydi. En temel intihar olan iple asmaktan Alan Turing gibi elma resmedip ölmeye kadar uzanan seçenekler... İntiharın hep bir an önce olsun bitsin düşüncesiyle olması bana mantıklı gelirdi. İnsanların bile bile son anlarında acı çekecekleri bir ölümü tercih etmeleri belki de hayatlarının o dönemine kadar fazlaca acı çektiklerinin ve bu yüzden ölümlerinin de acılı olması gerektiğini düşünmelerinin bir eseridir. Ayrıca ölmek için zehirli canlıları seçen insanların, sonradan o canlılarla dost olmaları ve hayata tutunmaları da ne hoş bir detaydı. Kitabı okumaya başladığımda bu aile ve ölmek isteyen insanlar çok normal
Duygu/Düşünce
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,8bin okunma
Cevap ; Coğrafya
10/10
·740 syf.··
2024 6. kitabı
·
124 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2024 12:41
“ Tarihi yapanlar imparatorlar veya entelektüeller değil, işlerin daha kolay , daha karlı ve daha güvenilir yollarını arayan milyonlarca tembel, açgözlü ve korkmuş insandır.” Avcı toplayıcılıktan - çiftçiliğe , köy yaşamından- devlet oluşumuna, Batı ve Doğu’nun binlerce yıllık gelişim düzeyini ( şu ana kadar elde edilen veriler ışığında ve bence yeterince detaylı olarak) inceleyebileceğimiz sağlam bir eser. Özet niteliğinde ; Mö 14.000 yılından Mö 1000 yılına kadar batı gelişme yönünden önde gidiyor ve ms 541’de yollar kesişiyor ,1773 e kadar doğu önde gidiyor. ( tarihler yazarın toplumsal gelişme puanlarına dayanıyor) Peki bütün bu öne geçmeler ve gerilemeler “ kısa vadeli rastlantı kuramları” ile mi “ uzun vadeli kilitlenme kuramları” ile mi açıklanabilir. Ya da açıklanabilir mi? //İLK DÖNÜM NOKTASI// MÖ 1200 de batı doğunun 1000 yıl ilerisindeyken batı çekirdeğinin içine patlaması ( savaşlar ve ama kesin neden hala gizem içinde) fiilen 600 yıllık kazançları silip attı. MÖ 1000 yılına gelindiğinde Doğu’nun gelişme puanları Batı’nın puanlarının ancak birkaç yüzyıl gerisindeydi artık. Batı’nın mö 1200-1000 arası büyük çöküşü ilk dönüm noktası oldu. Bu çöküşten sonra batının 13 bin yıllık önderliğinden başa baş durumuna geçildi. //MAHŞERİN DÖRT ATLISI// İklim değişimi / Kıtlık / Devletin zayıflaması/ Göç ve bunlara eklenen beşinci atlı Salgın hastalıklar // savaş arabalarının ordulara tam girmesi uzun zaman aldı ama girdikten sonra savaşta dengeleri değiştirdi// //İNANIŞ // Mö 500 Alman düşünür Karl Jaspers tarafından “ eksen çağı” olarak adlandırıldı. Artık insanlar tanrı-krallardan hatta tanrılardan bile bağımsız inanışlarını şekillendirmeye başladılar. Budizm - Hinduizm - Taoizm - Yahudilik - Hristiyanlık vs bu dönemlerde ebedi başyapıtlar haline
Tarih
Dünyaya Neden Batı Hükmediyor / ŞimdilikIan Morris · Alfa Yayınları · 202582 okunma