Selim

Selim
@conatus
6 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
Kitaplar bölümünde çalıştığım zaman keyif olsun diye okuduğum bazı metinlerden öğrendiğime göre beton kütlelerden oluşan yapılar acun içinde bulunan bazı enerji kaynaklarıyla -hatırladığıma göre buna <prana> diyorlar- temasa geçilmesini önlemekte ve bu durum zihni çöküntü, hatta zindan duygusu yaratmaktaydı. Bu tuhaf bilgiyi etraflıca araştırmak imkânına hiç sahip olamadım ve elektronik bölümündeki arkadaşların da ya böyle bir şeyden yahut böyle bir şeyi ölçebilecek herhangi bir şeyden haberleri yoktu.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Şimdilerde düşününce çıkarabiliyorum ki bana sadece bir cümle söylemişti ve bu cümle yüzünden onun ilginç, zeki bir kimse olduğunu düşünmekten vazgeçmiştim. Elini sıkarken <Arkadaşınıza söyleyin> dedi, semavât üzerine en yerinde çalışma gözler kapalı iken yapılandır.> Her ikimiz de hafifçe güldük ve kapı kapandı. Onu bir daha hiç görmedim.
Sayfa 14·Kitabı okudu

Selim

, bir kitap okudu
Puan vermedi·191 syf.·
2025 1. kitabı
Şule Gürbüz
8.3/10 · 3.108 okunma
İlk defa kendi üzerime eğildim ve dilimi kendime değdirdim. Bir çakıl taşının tuzunu, toprağını, hatta bir böceğin kokusunu, ağaç kabuğunun rayihasını, bazen yanımdan geçen insanlardan onlara aitmiş gibi algıladığım neşe, parfüm, ter, elbise, hareket, öfke, telaş... Hiçbirini kendimde duyamadım. Tenimde boşluk tadı ve kokusu vardı. Önümdeki zamanı, ömrümü de bu boşluğa katınca bu kokusuzluk beni tedirgin etmeye başladı. Etrafımla ilgilenmeye, bakıp dinlemeye, onlardaki tadı keşfetmeye çalıştım. Bir kısmının sanki gerçekte bir tadı yoktu da gayreti vardı. Lezzeti yoktu da sosu vardı. Tat diye keşfedilmiş ve sahip çıkılmış bir şey vardı da bunlar birbirlerine çarpıp sanki bir şeyler bulup ya karışıyor ya iğreniyor ya halden hale geçiyorlardı. İnsanlar birbirlerinden, kendilerinde var olandan ve bunun inandırıcılığından bir çekişme ve lezzet arayışında, doyma peşindelerdi. Ben bunlardan uzak, ayrı tutulan, raf ömrü uzun bir başka dünya yiyeceği gibi ellenmeden, koklanmadan, sorulmadan duruyordum. Bir iki seneyi kendi rafımda ve tozumda, dolup boşalmaları, kahkahaları ve feryatları duyarak, bunların neye olduğunu sezmeye çalışarak geçirdim. Tercih edilmemek ve sorulmamak beni sanki suskunlaştırmış ve bana gerçekten bir kavanoz hali vermişti. Bunu teyit edebileceğim kimse de yoktu. Ben hakkında konuşulmayan ve bahsi geçmeyen bir şeydim. Bu hali içime sindirdim ama kendimi de yok gibi duymaya, dünyadan silinmiş gibi duymaya başladım. İçimin alabileceği başka bir şey yoktu, benim koyabileceğim başka bir şey yoktu.
Sayfa 120 - İletişim·Kitabı okudu
Babamın ölümü ile bazen rüyalarımda gördüğüm çölde tek başıma kaldığım duygusu beni gündüzleri de sık sık beni yokluyordu. Ama sanki bütün dünya bir çöldü de bir ben, hem de sonsuz bir hayatla kalmıştım.
Sayfa 120 - İletişim·Kitabı okudu