Güzel sözlerin insanlar üzerindeki etkisi büyük oluyordu ama bu düşünceleri salonun dışına taşımıyorlardı. Her türlü ayrımcılığı yapan insanlar, konferansta bu güzel sözleri alkışlamakta sakınca görmüyorlardı. Biraz sonra olağan hayatlarına geri döndüklerinde, gene "insana insan olarak bakmayacaklar", her türlü ayrımcılık ve nefreti körükleyeceklerdi. Neden böyle davrandıklarını açıklamak için sık sık "ama" diyeceklerdi. "Doğru ama" diye söze başlayıp, lafta savundukları ilkelere aykırı bütün davranışlarına mazeretler uyduracaklardı.
Neden en iyi insanlar bile sanki hep başkalarından bir şeyler gizler, hep susar? Sözlerinin yel olup gitmeyeceğine emin olduğun zamanlarda bile neden yüreğinden geçenleri dosdoğru söylemezsin? Herkes olduğundan daha ketum görünüyor, sanki hemen dile getirirlerse duygularının zedeleneceğinden korkuyorlar..
"Emperyalistler sömürecekleri ülkelerde önce afyonu ve daha sonra da pirinç, buğday ve margarin yağı gibi kaynakları kullanarak, entelektüel gücün gelişeceği sahayı tahrip etmişler ve insanları kendi dertlerinden ve hastalıklarından başka bir şey düşünemeyen yaratıklar haline getirmişlerdir. Besin ve beslenme tarzını kontrol altına alarak toplumu çökertme uygulaması, biyolojik savaşın en etkin metotlarından biri olarak bugün de yürürlüktedir."