"Bizim Mardinli bir arkadaş var, yukarıda Eczacıbaşının ilaç fabrikasında çalışıyor. Her gün kendi yaşındaki bir kızı paketlemede görüyor. Kız paketlemedeki diğer kızlar gibi mavi önlük giyiyor. Bizim Mardinli ile kız her gün sekiz saat hem karşı karşıya çalışıyorlar hem de iş gereği konuşuyorlar. Bizim arkadaş önce tuhaf duygular duyuyor, kimyası bozuluyor, revire çıkıyor. Yani önce anlamıyor bile bu kiza aşık olduğunu. Kabul edemiyor hatta. Çünkü aslında kızın ne gözü ne de herhangi bir yeri güzel de değilmiş. Ama sırf her gün onu görüp arkadaşlık ettiği için çok kötü âşık oldu. Bu mümkün mü?"
"Sonra ne oldu?" diye sordu Mevlut.
"Kızı baskasına verdiler. Arkadaş Mardin'e dönünce intihar etti."
İnsan şehirde kalabalık içinde yalnız olabilirdi ve şehri şehir yapan şey de zaten kalabalık içinde insanın kafasındaki tuhaflığı saklayabilme imkanıydı.