Sevdiğim birisinden aldığım bu eserin değerini okuyunca anladım. Filme uyarlamasını da izlemeyi ihmal etmedim.
Yoksulluk çöplük üzerinden anlatılıyor. Ötekileştirilmiş çocuklar. Ve bir pusula , harita ile şifreli bir kağıdın sürüklediği üç çocuk ve sayısının tespiti zor okur denilen kitle... işte başlıyor macera.
Anlatım bireysel yada grupsal. Gazete kupürleri kitaba ayrı bir hava katmış.
Yozlaşan dünyaya açılan savaşın içindeki umudu ve zaferi görmek güzel. En güzeli de, çelişkileri gösterip okuyucuya düşünme fırsatı vermesi.
Özellikle lise düzeyi öğrencilere bu kitabı öneririm.
Bu kitabi elime almamin belirli bir nedeni vardi.
Son yillarda Ingiltere’de Reform UK’nin yukselisini, Almanya’da asiri sag partilerin guclenmesini, Avrupa’nin bircok ulkesinde merkez siyasetin zorlanmasini ve Amerika’da Donald Trump’in yeniden yukselisini izlerken ayni soruyu dusunmeye basladim: Bati demokrasilerinde tam olarak ne oluyor?
Michael Lind’in The New Class War kitabi tam da bu sorunun pesine dusuyor. Lind’e gore bugunun temel catismasi artik klasik anlamda sag ve sol arasinda degil. Bir tarafta teknokratlar, uzmanlar, buyuk kurumlar ve yonetici elitler; diger tarafta ise kendisini sistem tarafindan temsil edilmedigini dusunen genis halk kesimleri bulunuyor. Populizmin yukselisini de bu gerilimin bir sonucu olarak goruyor. Ancak kitabin en sevdigim yani, populizmi de teknokrasiyi de tek basina cozum olarak gormemesi oldu. Lind’e gore sorun kadar cozum de denge meselesi.
Kitap boyunca aklima surekli Daron Acemoglu’nun Dar Koridor’u geldi. Acemoglu kurumlar ve guc dengeleri uzerinden ilerlerken, Lind daha cok siniflar ve temsil meselesine odaklaniyor. Ama ikisinin vardigi yer birbirine oldukca yakin: Gucu ancak baska bir guc dengeleyebilir. Lind’in onerileri de bu noktada sekilleniyor; isci sinifinin siyasal temsilinin yeniden guclenmesi, sendikalar ve ara kurumlarin canlandirilmasi, ekonomik gucun daha dengeli dagitilmasi ve toplumun farkli kesimlerinin karar alma sureclerine yeniden dahil edilmesi. Acikcasi kitabin bu bolumlerinde kendimi yazara oldukca yakin hissettim.
Bankaci gozuyle bakinca kitabin ekonomik tespitleri de oldukca tanidik geldi. Son kirk yilda buyumenin meyvelerinin buyuk bolumu emekten cok sermayeye gitmis. Bize uzun yillar “iyi egitim alirsan kazanirsin” denildi ama Lind’in ortaya koydugu tablo, asil buyuk kazancin hisselerde,
Bu kitap gerçekten okuduğum en güzel günlüklerden birisiydi. İçerisinde yer alan resimler de bir hayli hoştu. Kalın ama oldukça sürükleyiciydi. Herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum...
Roman, Behala şehrinin çöplüğünde yaşayan üç sokak çocuğu Raphael, Gardo ve Sıçan’ın, çöpler arasında buldukları gizemli bir çantanın ardından gelişen olayları konu edinmektedir.
Eser, yoksulluk, toplumsal adaletsizlik, yolsuzluk ve çocuk işçiliği gibi temaları çocuk kahramanların bakış açısından ele almaktadır. Anlatımın farklı karakterlerin perspektifinden ilerlemesi, olaylara çok yönlü bir bakış kazandırmakta ve metnin inandırıcılığını artırmaktadır.
Dil ve üslup açısından sade ve akıcı bir anlatıma sahiptir. Hızlı kurgusu ve sürükleyici olay örgüsü sayesinde okuyucunun dikkatini başından sonuna dek canlı tutmayı başarmaktadır. Bununla birlikte, romanın temel amacı yalnızca bir macera sunmak değil; toplumsal sorunlara dikkat çekerek okuyucuda farkındalık oluşturmaktır.
Çöplük, hem genç okuyuculara hem de yetişkinlere hitap eden, eğitici ve düşündürücü bir eserdir. Toplumsal gerçekliği edebi bir kurgu içerisinde başarılı biçimde yansıttığı için edebiyat derslerinde de değerlendirilmekte ve tartışılmaktadır.
Bana kitap okumayı sevdiren kitaptır zannedersem Çöplük Kralı. Ortaokulda, hiç kitap okumadığım dönemde bile birkaç defa bitirmiş; en son liseye geçtiğim yaz okumuştum. Her defasında hiç sıkılmadan okuduğum bir eserdir, şu an okusam şu anda da sıkılmam. İlginç bir şekilde bende yeri ayrı olan bir eser. Çok mu efsane, hayır bence değil. Çoğu kişi bilmiyordur bile hatta bu kitabı. Fakat benim çocuğuma önereceğim ilk kitaplardan biri olacaktır muhtemelen. Belki onda da yeri ayrı olur.
Bu kitabın bana kitap okuma alışkanlığını kazandırma yönü çok mühimdir. Kitap okumasaydım, muhtemelen bir hiçtim. Hiçlikten kastım şu: amaçsız, hedefsiz, idealsiz; herhangi bir farkındalığı olmayan ve kendini geliştirmemiş ve geliştiremeyecek bir insandım. Kitap okumak ben de o kadar radikal bir değişikliğe imza attı ki... Şu an olduğum ve yarın olacağım kişiyi kitaplara borçluyum. Aziz Atatürk boşuna, "Her iki kuruşumdan birini kitaplara vermeseydim yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım," dememiş. Okumayacak olsa da buradan eserin yazarı Elizabeth Laird hanımefendiye teşekkürlerimi sunarım.
Çöplük KralıElizabeth Laird · Beyaz Balina Yayınları · 2017274 okunma
kitabın konusu cok guzel hatta hemen sizin için özet geçeyim: ana karakter bi dünyada yaşıyor dünyada hep kötülük yapanları çöplük olan dünyaya atıyorlar ve ana karakter orayı merak ediyor sonra bu çocuk (ana karakter) çöpleri çok sevdiğinden karıştırıyor ve çöplüğe gizlice giriyor orda bunu yakalıyorlar çöplükten oluşan dünyada atıyorlar ve orada bazı kişilerle tanışıyor orada da hayat olduğunu goruyor. yani kitabın özeti bu şekilde ben konusunu beğendim fena değil okumanızı tavsiye ederim. sürükleyici bir konusu var bence.