"Gerçeğe sadece hayattan uzaklaşabildiğimiz ölçüde yaklaşabiliriz." der Sokrates, kendini ölüme hazırlarken. Bizim gibi gerçeği bulmak isteyenler hayattan ne ister? Bedenden ve bedenle gelen hayatın tüm kötülüklerinden kurtulmak. Eğer durum buysa, neden ölümün gelişini neşeyle karşılamakta zorlanırız? Akıllı bir kişi hayatı boyunca ölümü arar, bu yüzden ölüm artık onun için korku verici değildir.
Hayatın anlamını aramaya başladığım an, yaşama ihtiyacını hissettiğim an, ayna ızdırap verici, gereksiz, lüzumsuz, gülünç hale geliyordu. Durumumun aptalca ve ümitsiz olduğunu görebildiğim için aynada gördüklerimle kendimi avutabilmem mümkün değildi.
Bugün olmasa bile hastalık, ölüm herkes için, benim için yaklaşıyordu. Öldüğümde benden kurtlardan geriye hiçbir şey kalmayacaktı. Mirasım, artık ne ise, eninde sonunda unutulacaktı; ben de yok olacaktım. Öyleyse neden herhangi bir şey yapayım? Bir kişi nasıl bu gerçeği unutup yaşayabilir. Bu muazzam bir şey! Sadece hayatın bizi zehirlediği kadar yaşayabiliyoruz. Ayıldığımız an tüm bunların yanılgı, aptalca bir yanılgı olduğuna şahit oluyoruz. Bunda komik veya nükteli bir durum yok, sadece acımasız ve aptalca.