Tevekkeli değil, “Gönül kimi severse güzel odur,” dememişler! Efendimin o soluk, esmer rengi, dört köşe, çıkık alnı, gür kara kaşları, derinden bakan gözleri, kayadan yontulmuşu andırır çizgileri, o sert, gülmez dudakları –salt azim, karar, irade gücü belirten bu yüz– güzellik kurallarına göre hiç de güzel sayılmazdı, ama benim gözümde güzelden de üstündü. Beni tümüyle sarıp egemenliği altına alan bir etkisi, bir büyüsü vardı ki duygularımı irademin elinden alıyor, kendi kudretine tutsak ediyordu. Hiç istememiştim onu sevmeyi; yüreğimdeki aşk tohumlarını görür görmez söküp atmak için çok çalışmıştım... Okurum bunu biliyor. Ama şimdi, onu yeniden gördüğüm şu ilk anda gönlümdeki tohumlar canlanıvermiş, yemyeşil, dipdiri filiz sürmüştü. Efendim, yüzüme bile bakmadan kendisini sevmeye zorluyordu beni.
“İşte yolcuyu aldım içeri!” dedi. “Onun kılık değiştirmiş bir tanrı olduğuna inanıyorum. Daha şimdiden iyiliği dokundu bana. Şimdiye dek bir tür yangın yeri olan gönlüm bundan böyle bir tapınak olup çıkacak.”