Kitabı okurken WOW falan dedim gerçekten bir filmi izlersiniz ya böyle gerilim yaşarsınız aynen o şekilde hisse kapıldım. Burada belirtiğim gerilim şöyle acaba neler olacak kitap nereye varacak gibi duyguların yarattığı gerilimdi.
Dan browun bu eserinde yine din ile bilimin kesişmesi çok güzel şekilde ifade ediliyor. Melekler ve Şeytanlarda da böyle bir tema vardı. Lakin orada Kilise ve Bilimin Tanrıyı kabul etmesiydi.
Burada Tanrının olmadığına ve evrenin temel 2 sorusu üzerine durulmuş.
NEREDEN GELDİK ? NEREYE GİDİYORUZ ?
Kitap esas bilim adamımız Edmond Kirsch'in üç büyük din adamına gidip Tanrının varlığını sorgulayan bir keşif yaptığını anlatmasıyla başlıyor. Tabi ki 3 büyük dinin liderleri böyle bir icadın dünyaya duyurulması karşı çıkıyor. Çünkü böyle bir icat bütün inançları ve inananları derinden sarsacaktır.
Bu kitap'da yine esas oğlanımız Robert Langdon ve yanında yine ona eşlik eden güzel bir bayan mevcuttur.
Her kitabında olay dünyaya ses getirecek niteliktedir yazarın ama gel görün ki böyle bir şey asla olmaz. Ama sizi hikayenin sonuna götürürken heyecan inanın doruklarda oluyor.
Yazar yine sanat tarihi ve sanatsal mekanlar konusunda tabiri caizse döktürmüş ve hayal gücünüzü zorluyor.
Kitapta en sevdiğim cümle şuydu: "Din ile bilim rakip değildir. Onlar aynı hikayeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."
Dan Brown'un neredeyse bütün kitaplarını okumuş biri olarak aralarında en iyi bulduğum kitabıdır Melekler ve Şeytanlar. Çünkü olayın dünyanın en büyük gizli örgütünü anlatamsı ve vatikanda geçmesidir.Yazarın yarattığı en ünlü karakter olan Robert Langdon'un ilk yer aldığı kitap olan Melekler ve Şeytanlar da birden fazla ana tema mevcuttur.Bunlar Gizli örgüt aslında gizli değil ama gizemli olan illuminati , Tabiki Olayın geçtiği yer olan Vatikanda ki En büyük Oluşum Kilise ve Fizik Bilim dalıdır.
Olay Profesör Langdon'a gelen fax ile başlar bu faxta CERNE'de öldürülen bir fizikçinin göğüsüne dağlanmış olan bir simge görünmektedir ve ana karakterimiz Simgebilim Profesörü olduğu için hemen çağrılır.Olay bu noktadan sonra aslında tamamen artık İlluminati ve Katolik Kilisesi arasında yüzyıllar süren çekişmeye odaklanıyor.Öldürülen fizikçinin kızı Vittoria ile angdon'ın zamanları da oldukça sınırlıdır. Çünkü birileri Katolik Kilisesi'ni yerle bir edecek bir silahı çoktan devreye sokmuştur.
Tarih boyunca aslında insanlar açıklayamadığı aslında bilimle açıklayamadığı şeylere ilahi güçler diyorlardı. Bu durum din ile bilim arasında derin bir uçuruma sebep olmuştur.Özellikle Orta çağ'da Egemen olan Skolastik düşüncenin etkisiyle de kilise dine karşı gelen bilim adamlarını cezalandırdı.Kurtulan bilim adamları ise ilk bilimsel beyin takımı olan İLLUMİNATİ kurmuşlardır.Öldürülen bilim adamlarının intikamını almak isteyen örgütün üyeleri kilise tarafından katdedildi. Örgütün artık tek amacı kiliseyi yok etmekdi.
Ancak onları durduran kişi diğer bir Illuminati üyesi Galileo Galilei oldu. Galileo din ile bilimin düşman olamayacağını, Tanrı'nın cennet ve cehennem, sıcak ve soğuk fikir simetrisi olduğunu anlatmaya çalıştı. Ancak bu birliği istemeyen kilisenin Galileo'ya cevabı günahkâr
Ve toprak ana bizim altımızda ki örtümüz , yaşamımız ve herşeyimiz aynı zamanda bütün insanlık suçlarının ölümsüz şahidi.
Cengiz aytmatov bu eserinde yine soğuk savaşın bedellerini en iyi üslubuyla betimliyor. Baş karakter Tolgonay adlı ulu kadının , eşini ve evlatlarını toprağa vermesine rağmen toprağa küsmeyip onunla daha çok bütünleşmesinin öyküsü.. “Ekmeği aldım, bereketli olması için duamı yaptım ve ilk lokmayı ağzıma götürdüm. İşte o zaman pek bildiğim bir koku geldi burnuma. Çiftçilerin, tarım araçlarını kullananların ellerinin kokusuydu bu. Bu ekmek petrol kokuyor, demir kokuyor, saman kokuyor, olgun başak kokuyordu. Evet, eskiden olduğu gibiydi her şey. Lokmamı yutarken gözyaşlarımı tutamadım: “Ekmek ölümsüzdür, iş de ölümsüzdür!”
Ünlü ressam Leonardo da vinci den tutun da ünlü bir sürü insanın üye olduğu tarikat ve onların amacını anlatan şahane bir eser. İsa'nın gerçekten soyu devam ediyor mu ? Kutsal kase gerçekten insanlara inanılmaz güçler veriyor mu ?
Robert Langdon yine soluksuz bir maceranın içinde.
Louvre Müze Müdürü Jacques Sauniere, dünyayı yerinden sarsacak belgeleri elinde bulunduran gizli bir kardeşliğin son temsilcisidir. Belgelerin açıklanmasını kendileri ve Katolik Kilisesi için tehlikeli bulan bir tarikat Sauniere'i öldürür. Sauniere belgelerin yerinin kendisiyle birlikte mezara gitmesini istememektedir ve ölmeden önce vücuduna bazı semboller, yanına da bir şifre yazar. Robert Langdon ve Fransız Kriptoloji Uzmanı Sophie Neveu'nun burda dahil olduğu olayların akışı sizi hayrete düşürecek.
İsa'nın son akşam yemeğinde ki 12 havarisinden biri aslında kadındır ve adı Meryemdir. Bu annesi olan Meryem'den farklı olarak İsa'nın sevdiği kadındır ve Magdalalı Meryemdir. Kitap'da Mesih'in soyunun devam ettiği ve günümüze kadar geldiğini anlatıyor ve bunun kutsal kase denilen kutsal bir obje sayesinde olduğu düşünülüyor.
Dan Brown yine bu kitabında sanat tarihinin dibine vurmuş ve ben gerçekten çok etkilendim daha küçük yaşlarda Alacakaranlık ve açlık oyunları gibi serileri okumak yerine diyorum keşke böyle müthiş eserleri okusaymışım pişman olmadım değil.