O zamanlar adını bilmediğim bir duygunun içimde uyanışını onu dinlerken fark ettim ilk kez. Karşı konulmaz bir kendini anlatma dürtüsüydü bu. Dünyayı yalnız görmekle, duymakla, kalmamalı; gördüklerimi, duyduklarımı, düşündüklerimi başkalarına da sunarak yeryüzü coşkusunu Danyar'ın çoğunluğuyla anlatmalıydım.
Beni en çok şaşırtan, söylediği türkünün tutku dolu yakıcılığıydı. Söyleyenin duyduğu coşkuyu başkasında da uyandıran, en gizli düşünceleri canlandıran şeyin bir türkünün neresinde bulunduğunu ne o zaman anlayabildim ne de şimdi biliyorum. Türkü söyleyenin sesi miydi bu, yoksa ruhundan kopup gelen tutkusu muydu, o konuda hiçbir fikrim yok.