İçimdeki yıldırımlar ruhumu delerken, fırtınanın ortasında bile ilerlemeyi öğrendim; çünkü bilirim, en karanlık anlar en parlak ışığı doğurur. Hayatım boyunca öyle anlar oldu ki, içimdeki fırtınayı kimse göremedi. İnsanlar sadece sakin denizleri gördü; ama o fırtınaların içinde, ben kendimle baş başa kaldım, kendi sınırlarımı zorladım, bazen neredeyse paramparça olacağımı hissettim. O anlarda yüreğimde bir ağırlık vardı, bir tür baskı ve korku; ama aynı zamanda içinde bir enerji, bir direnç hissi de… İşte o enerji, fırtına kadar güçlüydü ve bana devam etmemi, düşsem bile ayağa kalkmamı öğretti.
Hatırlıyorum, bir gece tüm dünya sessizliğe bürünmüşken, ben odanın köşesinde oturmuş, gözlerimi kapatıp nefesimin ritmini dinliyordum. İçimdeki yıldırımlar öyle bir çarpıyordu ki, sanki kalbim her atışında bir parça daha kırılıyordu. Ama o kırılmalar da bir şekilde şekil veriyordu bana; beni ben yapan, beni dimdik ayakta tutan çizgiler gibi… Fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun, o ışığı, yani kendi içimdeki gücü fark ettikçe ilerlemeyi, yol almaya devam etmeyi öğrendim.
Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum: Her yıldırım, her çarpışma, her kaybolmuş an, bana bir şey öğretmiş. Kendimi bilmeye, acılarımla yüzleşmeye, kırıldıkça güçlenmeye başlamışım. Ve anlıyorum ki, gerçek cesaret fırtınadan kaçmak değil, onun tam ortasında durup kendi ışığını bulabilmekmiş. Her karanlık an, bir sonraki aydınlığa uzanan bir köprü; ve ben artık bu köprüyü korkmadan, hatta bazen keyifle geçebiliyorum.
O yüzden bugün, yıldırımlar içimde çarpmaya devam etse de, artık korkmuyorum. Çünkü öğrendim ki, karanlık ne kadar derin olursa olsun, ışık hep oradadır ve onu bulmak sadece cesaret ve sabır meselesidir. Fırtınanın tam ortasında ilerlerken, ruhumun gücünü hissediyor, kendi hikâyemin kahramanı