Bazen, bir geminin denize inişini izlerken, sadece bir yapının suyla buluştuğunu düşünürsünüz. Oysa o gemi, sadece bir metal kütlesi değil, bir öyküdür, bir mücadelenin, bir hayatın özüdür. Her çelik parçası, her dikiş, her kayma, her ayrıntı, bir ömrü taşır. Tıpkı bizim gibi… Biz de bir gemi gibi inşa oluruz; her darbede, her yara ile şekilleniriz. Bazen içimizdeki o tersane, bizim ruhumuzdur. Kendimizi yıkılmadan yeniden kurmak, her seferinde eksik parçalarla varlığımızı tamamlamak, tıpkı bir geminin yapımındaki çelik seslerinin başımızda yankı yapması gibidir.
Hatırlıyorum, çok zor zamanlarım oldu. Her şeyin kaybolduğunu düşündüğüm anlar… Ama bir şekilde, her seferinde başladım yeniden. Bu bazen bir sabah uyanmak gibi oldu, bazen geceyi geçirmekteki direnç gibi. Yıkılmam gerektiğinde, bazen tüm içimden bir çığlık yükseldi. Ama sonra anladım ki, bir gemiyi inşa ederken, ona dair her şeyin bir anlamı vardı. O parçalar, işte o kırık dökük anlar, bir araya geldiğinde tamamlanıyordu ve her şeyin bir sebebi vardı. Hayatta zorluklar bizi parçalarken, aslında birer parça gemi gibi inşa ediyorduk kendimizi. Tıpkı o geminin gövdesine sinmiş emek gibi, benim de içimde birikti, birikti her şey. Ve o birikim, sonunda denize açıldığında, sanki bir yüküm de denizin derinliklerine çekiliyordu.
Yorulmuş ellerim vardı… Geceleri uykusuz kalıp, çözüm aradığım anlar… Ama belki de en zor zamanlarda, insanın yüzleşmesi gereken şey, duygularının ve yüklerinin farkına varmasıydı. Bu bazen gözlerimi sımsıkı kapatıp, "Devam et" dediğim anlarda oldu. İnsan, bazen içindeki dağınıklığı toplamak zorunda kalır, ama bunu kimseye belli etmemelidir. Çünkü bir forman, takımın önünde dik durmalıdır, her ne olursa olsun… Bir liderin, bir yol göstericinin, bir "devam" demek zorunda kalan kişinin