Son 5-6 yıldır çok az roman okuyorum. Bu süre zarfında iyi yazarları ve iyi romanları takipte kaldım. Bazen ruh halime iyi gelecek cümleleri o kitaplarda ararken buluyorum kendimi. Erlend Loe'nin Doppler üçlemesinin tamamını okumayı düşünmüyorum. Çünkü muhtemelen Andreas Doppler karakteri hayata karşı dik duruşunda saçmalamaya başlayacak, geri dönüşü olmayan kararların ağırlığı altında ezilecek, kendisinin istemediği hayatın hayalini kuran binlerce insanı hiçbir zaman anlamayacak.
Roman kısa ama bana çok şeyi düşündüren cinsten. Henry David Thoreau, Cristopher McCandless, Into the Wild, The Way ve birçok referans geldi aklıma. Modern hayatın kaosu, tüm o saçmalıklar, gelenek ve görenekler, rekabet-başarı ve mutluluk üçgeninde geçen bir hayat, anlam arayışı, ölümün nefesini ensemizde hissedişimiz, aşk, sevgi, evlilik, çocuklar, aile olmak, sorumluluklar, benliğin kayboluşu... 116 sayfaya bir manifesto sığdırmış Erlend Loe. Oslo'nun tepelerinden insanoğluna bakarak göte göt demiş...