Sıla Köylü

Sıla Köylü
@cruel123
İngiliz Dili ve Edebiyatı
158 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·56 syf.··
2022 16. kitabı
Unga,yerel halkının küçük dünyasına bu kadar bağlıyken Naass ile düğün gecesinde “Denizaslanı”nın onu kaçırmasıyla daha büyük dünyalara açılır. Bu trajik olay hem Naass için hem de Unga için dönüm noktası olmuştur. Naass’ın Akatan’a gitme teklifi üstüne Unga’nın “ilkel bir hayat yaşayıp,evlenip,çiftleşip,zürriyetimizle gurur duyup,dünyayı unutup mutlu mutlu yaşayalım” demesi yaşadığı zorunlu değişimle kendisinin ne kadar değişip,dönüştüğünün göstergesi.Naass’ın bu kadar olmasa da onun da dünyanın büyüklüğü konusundaki farkındalığı,okuma yazma öğrenmesi,bir sürü topluluk,insanla tanışması da onun odyssey’inden kalanlardı. London’un ilk satırından itibaren çizdiği karlı,kızaklı soğuk Kuzey ülkesi yaşantısı kitap boyunca sürdü ve kendisinin dediği gibi bu,okuyucuların “gözlerinin önünden nice resimler gelip geçiren” bir hikâye oldu. Hikâyenin sonunda “Kim haklı,Naass’ın çektikleri üstüne Unga’ya sahip olması gerekmez mi, Unga’nın gözünün açılmasıyla dünyasının değişmesi normal değil mi” sorularıyla kalıyoruz. Fakat bir cevaba varmaktan öte Malemute Kid bizi de susturuyor ve “…bu işin doğrusunu yanlışını biz söyleyemeyiz,bizim yargımız burada işlemez.” demekle kalıyoruz.
Bir Kuzey MacerasıJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202425,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·128 syf.··
2022 11. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2022 12:02
Tezer Özlü'yü ablam ilan ettiğim ya da ona çok içten Ablam diyerek okuduğum kitabı: Yaşamın Ucuna Yolculuk. Bir taraftan aramızda çok büyük bir bağ kuruyorum bir taraftan ise onun hislerine, anlattıklarına erişemeyeceğimi görüyorum. Onu tanımlayan "Türk Edebiyatının Gamlı Prensesi" ismini düşünüyorum. Kendi kendime istemsiz bir itirazda bulunuyorum! Kendimden bildiğim "yaşam özlemini"nin Tezer Abla'da ne denli yoğun olduğunu hissediyorum sanırım o sebepten. Tezer Özlü bir uçta ne kadar "gam"lı görünse de hayatı bu kadar güzel yorumlamaya, gözlemlemeye çalışan bir yazarın neden özellikle gamlı olarak adlandırıldığını da soruyorum. Gözlemleyip yazdıkları hayatının bir tarafının, ya da her tarafının, trajik yönlerini yansıtıyor, sebebi budur diyorum. Fakat burada bitmiyor işte. Muhteşem bir gözlemle inceliyor dünyayı, tam bu yüzden bu kadın bu dünya ve hayata karşı çok güzel bir aşık diyorum. Buğday tarlalarına bakıp dünyayı tanımlamak diyor. Geceden bahsediyor. İnsanın kucaklamak istediği bir gece diyor. O kadar güzel seviyor ki doğayı, sonunda kendini de sevdiğini mi anlıyoruz? Yazılarında sürekli tek başına, bir yolculukta bir yürüyüşte olduğunu görüyorum. Ne kadar mükemmel. Bir şeyleri hatta çok şeyi tek başına yapmayı seviyor diyorum bu kadın. İnsanlara öfkeyle, nefretle yaklaşıp kendini çektiği bir tutum olarak değil, gerçekten tek başınayken onlarla da bağ kurabildiği için belki de. Kitaptan Tezer Özlü analizi mi yaptım bilmiyorum fakat zaten eser bir anlatı. Tezer Abla'nın hayatından kesitler. Sevdiği iki yazar Kafka ve Pavese'den , bu ismi senin sayende öğrendim Tezer Abla sayende okumak istiyorum kitap okuyan bir gencin elinde görmek istediğin bir yazardı kendisi, sık sık bahsettiği onlara doğru yaptığı bir yolculuk gibi de bu kitap. Kitabı bitirdin ne anladın?
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
Puan vermedi·176 syf.··
2022 10. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2022 16:49
Bu kitaptan önce yazarın "Bir Ruh Macerası" kitabının okunmasının faydalı olabileceğini gördüm. Orada öğrendiğim yazarın geçmişiyle, ufak biyografisiyle bu eseri okumam daha kolay oldu. Bahsi geçmiş kişi, olayları vs. az çok biliyor gibiydim. Fakat zorunluluk değil ben okumak istemiştim iyi ki bu sırayla okumuşum dedim. Bu kitaba gelince koyu,karanlık depresif bir yarıyı oluşturan kısımdan sonra gerçekten muhteşem bir aydınlık evreye geçiş kitapta açıkça hissediliyor. İlk kısımların depresifliği, karanlığı,okuması bile beni bu kadar yormuşken inanamıyorum yaşaması nasıldır. Bu ilk kısım dolayısıyla bir süre sonra sıkılıp bırakmayı düşünmüştüm ki devam eden kısımlarda insanın içini açan, içini saran güzel bir dönüşümün hikâyesiyle okumaya devam etmek istedim. Ayşe Şasa'yla kendimi bağdaştırdığım un ufak da olsa bir nokta olduğu için,böyle dememin sebebi onun yaşadığı acılarla kendi hayatımın kıyaslanamaz bile olduğunu vurgulamak, düşüncelerini merak ederek ilerledim. Aklımda kalan en önemli kısım benim için Batı'nın o kasvet veren,nihilist tutumunun yıllarca bize örnekmiş gibi önümüze ısrarla serilmesi ve güzelim Doğu mu diyeyim, işte bizim kendi edebiyatımız, yaşantımız, yaşantılarımızın nasıl bir çırpıda silindiği, elimizin tersiyle reddedildiği konusudur. Nasıl bir nankörlüktür bu. Çok ucundan da olsa ben de görebiliyorum bizim topraklarımızda,anlatılarımızda gerçekten çok farklı, insana iyi gelen, iyileştiren bir şey var. Nasıl olur da bunu görmezden geliriz. Kendi okuduğum bölüm olan BATI dilleri edebiyatını ufak bir sorgulamama neden oldu mesela. Asla bölümü yerip, oradaki eserleri de alaşağı edelim demiyorum. Orda da mükemmellikler var. Fakat bir şeyler eksik. O sebepten belki gün gelir "DOĞU" dilleri edebiyatı vs. gibi bir şeylere ağırlık veririm kendime onu
Delilik Ülkesinden NotlarAyşe Şasa · Timaş Yayınları · 20221,799 okunma
Puan vermedi·49 syf.··
2022 4. kitabı
Saatçilik konusundaki mahareti yaşadığı Cenevre kentinden başlayıp Fransa,Almanya gibi daha birçok yerde bilinen bir saatçi ustası Zacharius. Jules Verne' in bilim ile manevi değerleri terazinin iki kefesine koyup kutsallaştırılan bilimin insanın sonunu hazırlayacağına yaptığı atıf hikâyenin temelini oluşturuyor denebilir. Bu ikisi arasındaki çatışmanın ta 1854 yılında yazılan böyle fantastik bir eserle dile getirilmesi Jules Verne'nin bilmediğim bir tarafını görmemi sağladı. Karakterin yaptığı iş ile kendi varoluşunu özdeşleştirmesi sonucu kendi sonunu hazırlamasının trajik hikâyesi... Mecazen değil gerçek anlamda hayatıyla saatin çarkları arasındaki bağ kurmuş, yarattığı her saatin içine ruhunun bir parçasını hapsettiğine inanan ve sonunda bu saatlerin bozulmasıyla kalbinin durduğunu hissedip " zira saatleri kalp atışlarıma göre ayarladım!" diyen bir saat ustası. "Yarattığı" saat maşasından başlayan müthiş eserinden yayılmaya başlayan ünü ile kendini saatlerin ustası, zamanın da yaratıcısı olarak adlandırıyor. Bu maşasıyla,hayatın sırlarına erdiğini düşünüp yaptığı işi Tanrı'nın eserleriyle kıyaslayıp hikâyenin başındaki inançlı insanın kendinden nasıl uzaklaştığını görüyoruz. Yaptığı eylemi bir "üretim" den ziyade "yaratım" olarak adlandırması kendine atfettiği önemi kavramamızı sağlıyor. İnsanın belki de en büyük korkusu olan ölüm ile nasıl baş etmeye çalıştığını görmüş oluyoruz. Bir ölümlü nasıl ölümsüz olana ulaşabilir ? Ölümsüzlüğün yegâne sahibi Tanrı'yla kendini kıyaslamaya başlayarak belki de. "Zamanı ben düzenlediğime göre zaman da benimle birlikte son bulur!.. Onun (Tanrı'nın) eşiti haline geldim.Tanrı sonsuzluğu yarattıysa, Zacharius Usta da zamanı yarattı." der ve dipsiz bir kibir kuyusuna gömülür. Ölmemek uğruna kendi kızını bile gözden çıkarıp şeytanın
Zacharius UstaJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,9bin okunma
Puan vermedi·182 syf.··
2022 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2022 21:04
Kırgızların yaşayışı,oba hayatı,göçebelik,kadın-erkek ilişkisi,dönemin yönetim kurumlarındaki işleyişler ve tabii ki en önemlisi bu yaşayışta vazgeçilmez rolü oynayan atla insanın ilişkisi. Aytmatov için hayvanların nasıl farklı bir yer tutuğunu Dişi Kurdun Rüyaları’ndan sonra bu eserini de okuyunca daha iyi kavradım.Giriş kısmında sayfalarca anlatılan o incelemeler ve duygu analizlerinin bir at için yapılmış olmasının başka bir açıklaması yok.Çok farklı bir yeri var hayvanların hem yazar için hem de belli olduğu gibi karakterimiz Tanabay için.Ve yine diğer romanlarında yaptığı gibi burda da şimdiki zamandan başlayıp kitabın büyük kısmında geçmişe dönüş yapıp sonunda bir rüyadan uyanıyormuş gibi tekrar başladığımız yere getirmesi yazarın sevdiğim bir diğer yanı.Kitabın konusu bir sürü şey aslında. Bir attan yola çıkıyor : Gülsarı… Sayfalarca hayvanın hislerinden,düşünüşlerinden bahsediyor.Tanabay’la ilişkisini ele alıyor.Bir insan,sevdiğimiz biri ölünce onun yaptığı işlerden,nasıl iyi biri olduğundan söz ederiz onu anarız fakat bu hayvan,Gülsarı,için öyle mi ? Kim anımsıyor,anımsayacak onun yaptıklarını ? “ diyor bir kısımda mesela yazar. Durduk yere kendimi sorguladım hayvanlara olan tutumum konusunda komik gelebilir fakat onlara daha çok teşekkür etmemiz gerektiği düşüncesi geldi (?) Bu nasıl naif bir yaklaşım. Sayfalarca Gülsarı’dan bahsettikten sonra sıra geliyor Tanabay’ın çektiklerine. Buna geçmeden önce , eşiyle arasındaki gayet geleneksel olan ilişkiye kızmadan edemiyorum.Sana bu kadar yardımcı olan, destekleyen biri varken neden ağlarken onun değil de gönlündeki diğer kadının seni avutmasını beklersin mesela? Onca şeye rağmen aralarında olamayan bu karı-koca durumu, ki o kadar yüzeysel bir konu ki bu,bu eser için çünkü o dönemde gayet olağan bir ilişki, biraz
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Cem Yayınları · 198321,2bin okunma