"Tanrılar beni küçük yaşımda sürdüler yuvamdan, itiraz edemedim; çelimsiz, beceriksiz, silik bir evlattım. Söyleyecek söz bulamadım, alt tarafı bir ölümlüydüm.
Lakin kader örgüm henüz sonlanmamıştı. Sürgünüm "Aristos Achaion" un yanına, güzelliğinin güneşi dibinde diz çökmeye çıkmıştı. (...)"
Akhilleus ve Patroklos, yasakların ve engellerin arasında aşklarını yaşamaya çalışan bir yarı tanrı ve sıradan bir ölümlü... Öncelikle şunu söylemek istiyorum aşk her zaman her durumda aşktır ve bir kalıbı olamaz eğer bu düşüncenin zıttındaysanız kitabı sakince elinize aldığınız gibi bırakmanızı tavsiye ederim.
Kitabın başında Patroklos bir çocuğun ölümünden suçlanarak sürgüne mahkum edilir ve Peleus'un sarayına yerleştirilir. Burada hayatının aşkı Akhilleus ile tanışacaktır. Akhilleus ve Patroklos birlikte büyürler ve aşkları da onlarla birlikte büyür lakin önlerinde bir engel vardır; Akhilleus'un annesi Thetis... Oğluna bir türlü Patroklos'u layık görmez ne de olsa o sadece bir ölümlüdür. Oğlunun ve Patroklos'un aşk yaşadığını öğrenen Thetis Akhilleus'u kaçırır ve onu bir adaya bırakır. Bir süre orada kadın kılığında dans eden Akhilleus'u nihayet Patroklos bulduğunda o evlidir ve karısı hamiledir lakin onlar bunu sorun etmez. Tam aşklarına devam edecekler derken Helen'in kaçırılması üzerine Troya savaşı başlar. "Aristos Achaion" olarak anılan Akhilleus bu savaşa gitmediği takdirde dansözlük yaptığının bütün dünyaya yayılması ile tehdit edilir ve savaşa katılmak zorunda bırakılır. Akhilleus ve Patroklos birlikte savaş alanına gider, savaşmayı bilmeyen Patroklos'un günleri çadırda Akhilleus'u beklemekle geçer. Savaşın sonlarına doğru halk ağır bir yenilgi almak üzereyken ve perişan haldeyken Akhilleus savaş meydanına çağrılır fakat o kibrine yenilir ve gitmez. Bunun üzerine