Emre Coşar

Emre Coşar
@csremre
Lisans
Ankara
18 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Schopenhauer'ın bilgikuramı ve varlık felsefesi, "dünya benim tasarımımdır" ve "öznesiz nesne yoktur" sözlerinde dile getirilmiş ve özetlenmiştir. Tek tek varlıkların, varolanların, duyumlar aracılığıyla bilinen fenomenlerden (görünüşlerden) başka şey olmadığını ileri süren bu görüş, Yeniçağ filozofları arasında yaygındır ve en kesin biçimiyle Berkeley tarafından dile getirilmiştir. Schopenhauer da, Berkeley'e çok şey borçlu olduğunu açıkça söyler. Ama idealist filozofların çok önemli bir noktada yanıldığını da belirtir. Ona göre idealistler, dünyanın, yani tek tek varlıkların fenomen (görünüş) olmaklığını öznellikle özdeşleştirdikleri için yanılmışlardı. Tasarım, onların sandığı gibi tamıtamına öznel değildir. Tasarım, nesnel olarak varolan bir şeyin zihnimizdeki bir simgesi yani öznel bir simgesi de değildir. Oznede ortaya çıkan ve nesnel karşılığı olmayan bir değişim, bir etkilenim de değildir. Tam tersine, özne ile nesnenin bağıntısı yalnızca tasarımda bulunur. Ozne ve nesne, karşılıklı bağıntı (bağlantı) içinde bulunan iki parçadır ve tasarım onların birliğidir. Bundan ötürü, "öznesiz nesne yoktur" sözü ne kadar doğruysa, "nesnesiz özne yoktur" sözü de o kadar doğrudur.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Şimdi ahmaklığın nasıl mükemmel bir değer olduğunu vurun bakalım hendeseye; göreceksiniz ki onun aldatıcı gölgesi, hatta sıradan bir taklidi bile bilgin tayfasının hararetli takdirine şayan olmaktadır. Epicurus'un beslediği domuz sürüsünde en afili ve semiz olanı, arkadaşlarına seslendiğinde Horatius bunu daha da açık bir dille söylüyor: "Öğütlerinize azıcık ahmaklık karıştırın!" Fakat "Azıcık olsun," diye ekleyiveriyor; neyse ki aklı başına gelince, "Gerektiği yerde aptal olmak tatlıdır,"demekten de geri durmuyor. Yine başka bir yerde "Bilge olmak ve homurdanmaktansa deli ve beceriksiz görünmeyi tercih etmek" cihetinde açıklamalar yapıyor ve şöyle sürdürüyor sözlerini: "Her kim ki sanattan anlar adamakıllı, Kendi dizelerinden seyrek alır hazzı.
Ben saydıkça görüyorsunuz işte kibrin gerek tek tek şahıslara, gerekse bütün beşeriyete ne kadar mutluluk bahşettiğini . Bir de kibrin kız kardeşi yağcılık vardır hani, işi gücü insanın gururunu okşamaktır: Kendini değil de başkasını okşayana yağcı denir. Pek de muteber değildir günümüzde, ama sadece meselenin özünden çok taşıdığı etikete bakanlarda böyledir bu. Bu zevata göre yağcılık ile sadakat bir araya gelemez.
Budalalığa en yakın zanaatlar en kutlu olanlardır. Bu mantıkla hareket edildiğinde de nereye varılır? Kim doğanın uyarıcı sesine kulak verip de hiçbir bilime bulaşmamış ise aranızda en bahtiyar olan odur. Zira doğanın ne hatası ne de kusuru vardır, yeter ki insanoğlu mutlak kudretin takdiriyle çekilmiş sınırları zorlamaya kalkmasın. Doğa gösterişin her türünden nefret eder; onun tebaasından olup da sanata bulaşmadığı için bozulmamış her canlı çok daha sağlıklı serpilir. Yoksa görmüyor musunuz bilimle asla alakası olmayan ve doğadan başka öğretmen tanımayanların yaşayanlar arasında en mutlu mahlukat olduğunu? Gösterin bakalım arılardan daha bahtiyarını ve keramet sahibi olanını. Üstelik bunlarda beş duyunun hepsi de yok. Böylesine muhteşem mimari mucizeler başka nerede, kimde gözlenebilir? Hangi filozof ne zaman ve nerede bunlarınki gibi işleyen bir devlet kurmayı becermiş?