dünyanın en karanlık köşelerinde,
masumların hayalleri sessizce soluyor.
küçük eller, umutla uzanırken,
bir kurşunla, bir bombayla kesiliyor hayatlar.
gözlerde biriken yaşlar,
anlatamadıkları acıların dili oluyor.
her kaybedilen can, yüreklerde derin bir yara,
unutulmayan bir hikaye, bitmeyen bir ağıt.
ama yine de,
bir umut var karanlığın içinde saklı;
belki bir gün susar savaşın gürültüsü,
ve doğar barışın en saf şarkısı,
dünyanın unutmadığı masumlar için.
gecenin cebinden düşen bir an var
sadece sen fark ediyorsun
saatler susuyor, duvarlar öğreniyor adını
içinde yürüyen bir yol var
başlangıcı kalbinde
sonu kimsenin cesaret edemediği bir yerde
bir kelimeyi yıllarca taşıyorsun
ağırlığı değil
anlamı yoruyor seni
ve herkes ışığı ararken
sen karanlığa bakıp
orada büyüyen sessizliği seviyorsun
işte bu yüzden
kimseye benzemiyor yüzün
çünkü sen
kendinle geç kalmış bir zamansın
insan bazen en çok sustuğu yerde derinleşir. kelimeler azaldıkça anlam belirginleşir. yaşananlar insanı kırar ama o kırıklardan sızan şey, çoğu zaman hakikattir. bu yüzden bazı eksikler tamamlanmaz; taşınır. çünkü insan, kendini en çok yarım kaldığı yerde tanır.