“İdeolojileri birbirine karıştırmak hiç onaylamadığım bir şey,” diye devam etti Ivanov. “Yalnızca iki ahlak anlayışı var insanoğlunun elinde ve bunlar karşıt kutuplarda bulunuyor. Biri hıristiyan ve insancıl; bireyin kutsallığını kabul ediyor ve aritmetik kurallarının insanlara uygulanamayacağını savunuyor. Öteki ise temel ilke olarak toplumsal amacın her yolu haklı kıldığı gerçeğinden hareket ederek, bireyin her açıdan topluma tabi olmasını, hatta uğruna feda edilmesini öngörüyor; buna izin vermekle kalmıyor yalnızca, kesinlikle gerektiğini açıklıyor. Yani, toplum bireyi bir deneyde kullanılan tavşandan ya da kurban edilecek bir kuzudan farklı almıyor ele. Birinci anlayışa ‘canlı kesim’ karşıtı ahlak diyebiliriz, ikincisine ise ‘canlı kesim’ ahlakı. Daldan dala konan hevesliler ve de ahmaklar öteden beri bu iki anlayışı uzlaştırmaya çalışmışlardır; oysa pratikte imkansızdır bu iktidar ve sorumluluk yüklerini sırtında taşıyan herkes, bir seçim yapma durumuna geldiği ilk anda öğrenir bu gerçeği ve kaçınılmaz olarak ikinci seçeneğe yönelir. Hıristiyanlığın devlet dini olarak kurulmasından bu yana hristiyanlık ilkelerini olduğu gibi uygulamış bir tek devlet gösterebilir misin bana? Elbette hayır. Gerektiği anda -ki politikada her an bir şey gerekir- hükümdarlar, olağanüstü tedbirlere başvurabilecekleri “olağanüstü durumlar” yaratmayı bilmişlerdir her zaman. Uluslar ve sınıflar var oldukça her an karşılıklı öz savunma durumunda bulunacaklar ve insancıl davranışları başka bir tarihi ertelemek zorunda kalacaklardır…”