Daha işin başında, dehşetse düşmüş bir hayranlık çığlığıyla, "Ayaklanan köylüler değil, Tanrı!" diyecektir Luther. Fakat Tanrı değildi. Ayaklanan düpedüz köylülerdi. Tanrı’yı açlık, hastalık, zillet, paçavra olarak adlandırmak istiyorsanız başka tabii. Ayaklanan Tanrı değil karşılıksız ve zorunlu çalışmaydı, tımar vergisiydi, aşardı, ölenlerin mallarına el koyma hakkıydı, toprak kirasıydı, haraçtı, yol harcıydı, saman hasadıydı, ilk gece hakkıydı, kesilmiş burunlar, oyulmus gözlerdi, işkence çarkına gerilmiş, kerpetenle parçalanmış, yakılmış bedenlerdi. Ahirete dair didişmeler aslında dünya işleriyle ilgilidir. Saldırgan teolojilerin üzerimizde hâlâ sahip oldugu tesir budur. Onlarin dilini sırf bu yüzden anlarız. Onların azgınlığı, sefaletin şiddetli bir ifadesidir. Avam tabaka yeniden ayaklanıyor. Köylülere saman! İşçilere kömür! Yol işçilerine kuru toprak! Serserilere para! Bize de kelimeler! Nesnelerin bir başka çırpınışı olan kelimeler.