Celal Uslu

Celal Uslu
--Mediocrité Partout ++ Scientia vincere tenebras! --Ars longa, vita brevis, occasio praeceps, experimentum periculosum, iudicium difficile. ++Per aspera, ad astra.
Anlatılan senin hikayendir!
Daha işin başında, dehşetse düşmüş bir hayranlık çığlığıyla, "Ayaklanan köylüler değil, Tanrı!" diyecektir Luther. Fakat Tanrı değildi. Ayaklanan düpedüz köylülerdi. Tanrı’yı açlık, hastalık, zillet, paçavra olarak adlandırmak istiyorsanız başka tabii. Ayaklanan Tanrı değil karşılıksız ve zorunlu çalışmaydı, tımar vergisiydi, aşardı, ölenlerin mallarına el koyma hakkıydı, toprak kirasıydı, haraçtı, yol harcıydı, saman hasadıydı, ilk gece hakkıydı, kesilmiş burunlar, oyulmus gözlerdi, işkence çarkına gerilmiş, kerpetenle parçalanmış, yakılmış bedenlerdi. Ahirete dair didişmeler aslında dünya işleriyle ilgilidir. Saldırgan teolojilerin üzerimizde hâlâ sahip oldugu tesir budur. Onlarin dilini sırf bu yüzden anlarız. Onların azgınlığı, sefaletin şiddetli bir ifadesidir. Avam tabaka yeniden ayaklanıyor. Köylülere saman! İşçilere kömür! Yol işçilerine kuru toprak! Serserilere para! Bize de kelimeler! Nesnelerin bir başka çırpınışı olan kelimeler.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Hakikat Çok Yüzlü müdür?
Derler ki hakikatin birçok yüzü varmış, bunlardan biri yalandan daha çirkinmiş ama o her daim gizliymiş. Kırmızı külahli kâtip bozuntularinin zulüm görenlerin hafızasını kasten sildiklerini, düzmece olanı yazmayı kabul ettikleri düşünmek ne tuhaf.
Sayfa 45·Kitabı okudu
Acının matematik formülü
Psikanalist Joseph Sandler'ın biraz basitleştirilmiş bir formülle dile getirdiği üzere, acı çekmek ben ile ben ideali, olduğumu düşündüğüm kişiyle olmak istediğim kişi arasındaki mesafenin sonucudur. Arzu nesnesi siyasi bir ideal, şahsi bir hırs ya da bir kişi olabilir; ama biz ile onlar, isteyen benliğimiz ile eksiklik çeken benliğimiz, yenilgi ve sefalet içindeki benliğimiz ile öyle olmayan benliğimiz, muhtaç benliğimiz ile muhtaç olduğumuz şey arasındaki mesafeyi görürüz. Mesafeyi azaltmak ya da yok saymak için çeşitli ayarlamalar yapılabilir ve bunların hepsi de arzuyu yatıştırma temasının bir varyasyonudur.
Sayfa 121 - Metis·Kitabı okudu
YANINA KAR KALMAK ÜZERINE
Bu yeni ahlakçılar ahlaksız olmazdı çünkü yeni ahlaklar için kanuna bel bağlarlardı. Gönüllü olarak itirafta bulunan ikili ajanlara dönüşürlerdi. Ikili oyunlarını ancak durumlarin ifşa ederek oynayabilirlerdi. Asıl suç yakalanmak olurdu. Dünyayı olduğu gibi korumaları, isyan etmemeleri, kandırmaya devam etmeleri gerekirdi. Yasa ve nizam destekçiliği yaparlardı. Ve yalnızca tek bir düşmanları olurdu: boşluk içermeyen bir yasa ya da diğer bir deyisle, alimi mutlak bir otorite. Hukuki boşlukların, etrafindan dolaşılabilecek şeylerin sevdalısı olurlardı. Bir açıdan diyebiliriz ki, gözü açılmışların ahlaki olurdu bu - ya da daha doğrusu, daha yüksek otoritelere hem inanmak hem de ayn zamanda inanmamak isteyenlerin ahlakı.
Sayfa 93·Kitabı okudu
Ay yakın da mi yoksa uzak da mi büyüktür?
Ufukta Ay daha doğarken, tepeye vardığı zaman göründüğünden çok daha büyük görünür bize. Malebranche’ın varsayımına göre bu örnekte insan algısı bir tür akıl yürütme ile ayın büyüklüğünü abartır. Gerçekten de karton bir borudan ya da bir kibrit kutusundan bakınca bu yanılgı ortadan kalkıyor. Demek ki ay doğarken kırların, duvarların, ağaçların ötesinde görününce aradaki bir çok nesne bizi ayın ne kadar uzak olduğuna duyarlı kılıyor, biz de bundan hareketle bu kadar uzakta olmasına karşın bu kadar büyük göründüğüne göre ayın çok büyük olması gerektiğini çıkarıyoruz da o yüzden böyle bir yansıma oluyor.
Sayfa 24·Kitabı okudu