"O anda hademe peşim sıra içeri girdi. Koşmuş olmalıydı. Biraz kekeleyerek, "Tabutu kapadık, vidaları sökeyim de annenizi görün," dedi. Tabuta yaklaştığı sırada onu durdurdum. "Görmek istemiyor musunuz?" dedi. "Hayır," diye karşılık verdim. Hademe kalakaldı, ben de tedirgin oldum çünkü böyle söylememem gerektiğini hissettim."
"Gözlerimin yaşlarla dolduğunu hissederek hızla kapıya gittim, ağladığımı görmeni istemiyordum. Antrede -öyle bir telaşla fırlamıştım ki odadan- az kalsın Johann'la, uşağınla, çarpışacaktım. Ürkerek kenara çekildi Johann hemen ve ben o an -bir an, duyuyor musun? Tek bir an- yaşlı gözlerle ona baktığımda, artık epey yaşlanmış adamın gözlerinde aniden bir ışık çaktı. O tek saniyede, duyuyor musun, tek bir saniyede bu yaşlı adam beni, çocukluğumdan beri görmediği halde tanımıştı. Beni tanıdığı için önünde diz çöküp ellerini öpmek geldi içimden. Ama tek yapabildiğim, bana işkence ettiğin o banknotları manşonumdan hızla çıkarıp cebine sokmaktı. Johann titredi, irkilerek bana baktı- ve o an benim hakkımda, senin belki de tüm hayatın boyunca sezemediğin kadar çok şey sezinledi."