Öncelikle, youtube.com/watch?v=omJTh2j...
Ürgüp’ün o meşhur rüzgarı vadilerde yankılanırken, Refik Başaran’ın bağlamasından dökülen yanık bir bozlak her yeri sarıyor. Tam o sırada Mustafa Güzelgöz, nam-ı diğer Eşekli Kütüphaneci, heybesindeki kitaplarla tozlu yollara düşüyor. Ama hikaye burada sadece bizimkilerle sınırlı kalmıyor; Fakir Baykurt bu toprağın ne kadar çok sesli olduğunu Aziz ve Dimitrios ile hatırlatıyor.
Mübadeleyle gelen o koca boşluğun içinde, Aziz ve Dimitrios’un dostluğu aslında Anadolu’nun gerçek ruhu. Sınırların, siyasetin ve o zorunlu ayrılıkların ortasında, "insan" kalabilmenin o naif ama sarsılmaz bağını görüyorsun. Bir yanda Mustafa Efendi’nin kitap taşıyan eşekleri, bir yanda Başaran’ın teli, diğer yanda ise Aziz ve Dimitrios’un o buruk, içten hikayesi... Hepsi aynı toprağın çocukları.
Baykurt öyle bir dokumuş ki metni; o dostluğun, o emeğin ve o seslerin içinde hiçbir yapaylık yok. Okurken hem o ayrılığın sızısını duyuyorsun hem de bu insanların birbirine nasıl nefes olduğunu. Bizim coğrafyanın o hem çok renkli hem de çok dertli halini, sanki eski bir dost anlatıyormuş gibi hissediyorsun. Bittiğinde ise insanın zihninde tek bir şey kalıyor: Bu topraklar, o gönül bağları sayesinde hala bu kadar canlı.