Aslı Tohumcu ile Cevizin Şarkısı adlı kitabıyla tanıştım, biraz sert bir hoş geldin deme şekli oldu açıkçası. Kitap, merkezine "aile", "sır" ve "toplumsal ikiyüzlülük" kavramlarını alıyor. Ceviz ağacı, edebiyatta genellikle bilgeliği ve köklülüğü temsil ederken; Tohumcu’nun anlatısında bu ağaç, her şeyi gören, duyan ama susmak zorunda kalan bir şahide dönüşüyor.
Tohumcu, karakterlerini siyah ya da beyaz olarak çizmiyor. Her birinin zaafları, korkuları ve hayatta kalma çabaları var. Hikaye ilerledikçe, "mağdur" ve "fail" arasındaki çizginin nasıl bulanıklaştığını görüyorsun. Yazarın ustalığı, en rahatsız edici konuları bile edebi bir estetikle sunabilmesinde yatıyor.
Kitap bittikten sonra bana Erkeksiz Kadınlar ve Vejetaryen adlı kitapları düşündürdü.
Neşe kolonya gibi bir şey. Dökünüyorsun, o an ferahlıyorsun. Sonra uçup gidiyor burnundan, elinden, üzerinden. Kasvet öyle değil ama, zamk gibi, bulaşıyor ve dokunan herkese yapışıyor.
Şermin Yaşar’ın kaleminden çıkan Söyleme Bilmesinler, yaklaşık 3 günde su gibi akıp giden, kalbe dokunan bir yolculuk oldu.
Kitap, bir ailenin nesiller boyu süregelen sessizliklerini, söylenmemiş sözlerini ve her bir ferdinin kendi içine hapsettiği sırları konu alıyor. Yazar, "aile" kavramının hem en güvenli sığınak hem de en derin yaraların kaynağı olabileceğini, birbirine en yakın görünen insanların aslında birbirine ne kadar yabancı kalabileceğini ustalıkla işliyor.
Kendime tekme atıp kendi kendimi, kendi evimden kovmak istiyorum. Keşke yapabilsem. Yakamdan tutup kendimi koysam kapımın önüne. Ama kendimi kovamıyorum. Kendimin içinden çıkıp gidemiyorum. Bedenim ruhumun betonu gibi, çık içinden çıkabilirsen.