7/10
·230 syf.··
2026 103. kitabı
Kings of Anarchy MC: New Mexico adlı mc serisinin ilk kitabı kendileri gayet hoş orta karar aktı gitti kitap . Kadın karaktere bayıldım genel halleri soğukkanlı dramsız gerçekçi yaklaşımları falan nefisti . Sam 25 yaşlarında belli bir müddet orduda bulunmuş hoş bir hatun . Babası ikinci evliliğini yapıp kızından uzaklaşmış kızda amcayla takılıyor çalışıyor . Yolda giderken önünde giden kamyonun tekerleği çıkıp yandan geçen motorcuya çarpıp yoldan çıkarınca hemen yardıma koşuyor . Adam yaralı haldeyken yolun karşısında elinde silahlı onlara ateş edecek birini görüyor ki o adam yüzünden motorcu yoldan çıkmış durumda . Kadın belinden silahı çıkarıp adamı vuruyor ben ana ne oluyor dedim şahaneydi :D Sonra motorcunun teline bakıp orada en sık ismi geçenlerden birini arayıp durumu anlatıyor adamlar aynı benim gibi şok tabi :D Neyse geliyorlar ceset düşman mc grubuna ait hemen ortam temizleniyor yaralı kişi başkanları onu hastaneye götürüyorlar . Kadın nasıl aklı başında inanılmaz bunlarla beraber bir hikaye uydurup ona sadık kalıyor ve adamın başından kendine gelene kadar ayrılmıyor . Adam bunu görüyor ve kadına bayılıyor hem tipine hem asıl hallerine :)) Başkanın eskiden kulüpten bir kadından oğlu var kadın saçma sapan konuşunca kız adamda iyileşti diye çıkıp evine dönüyor . Kızın sakinliği gerçekçi halleri inanılmaz bakın :D Adam çıkıyor hastaneden bunu öğreniyor illa kıza gitmek istiyor . Tam ilk gece kızın evine düşman mc grubundan biri daha gelip kızı öldürmeye çalışırken kız onu da öldürüyor aşakshalaha Kulübü arayıp durumu anlatıyor adamlar koşup geliyor bu sefer başkanda tabi . Başkan Bigfoot'un kadına halleri dosdoğru düzgün bir adam olması gayet güzeldi .Sonrasında bunların yakınlaşması bazı aksiyonlar dram sıfır seks bile çok yoktu ama hoşça aktı gitti :D Bir
Property of BigfootChristine Michelle · ‎ Moonlit Dreams Publications · 01 okunma
8/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Çok akıcı bir kitap 2 günde bitiyor fakat eskiden okusaydım(lise zamanı falan) çok beğenirdim fakat bu yaşta(20li lerde) okuyunca çok da içime işlemedi maalesef. Kuzenler ve Gat in arasındaki dertler üzüntüler zorlama geldi çünkü zenginsiniz ve dert aramak için arıyormuşsunuz gibi. Konusundan bahsetmek gerekirse ana karakter Cady ve onun iki kuzeni ayrıca Gat adında kan bağı olmayan bir arkadaşları, yazlarını Cady nin ailesinin özel adasında tatil yaparak ve konaktan konağa kalarak geçiriyorlar. Fakat Cady takıntı derecesinde bir aşk geliştiriyor Gat e karşı, ayrıca kuzenlerin anneleri konaklar için birbirleri ile kavga etmeye başlıyorlar. Bu dengesiz iki durum yalancılar adı verdikleri grubu fazlaca etkiliyor. (Yalancılar=Cady kuzenleri ve Gat). _____Spoilerlı olarak da konuşmak istiyorum lütfen buraya göz ucuyla dahi bakmayın.______ Açıkcası Gat yazları bedavadan özel bir adada, konakta kalıp yiyip içiyor. Ama büyükbaba harris, torunum Cady ile görüşme diye bir ima da bulununca ve bir daha yazları o adaya gelemeyeceğini anlayınca kuzenlere katılıp harris in konağını ateşe vermekte kendine hak buluyor. Buna yediğin kaba pislemek denir. Kuzenler de büyükbabaları olmasa bir hiçler çünkü hiçbirisinin anneleri elde tutulur iş yapmıyor yani bütün fonlarını büyükbabaları harristen alıyorlar. Buna rağmen hiç yoksulluk çekmemiş, bir işte çalışıp para kazanmamış veletler en büyük konağı materyalist büyükbabalarına ve ataerkil sisteme karşı bir başkaldırı olarak yakıyorlar. Sonuç olarak o konakta yangında can veriyorlar ve tek sağ kalan Cady oluyor. Cady de deliye bağlıyor ve olayları hatırlamıyor. 2 yıl sonra, adaya geri döndüğünde yalancılar ekibiyle vakit geçiriyor fakat anlıyor ki onlar çoktan 2 yıl önce ölmüşler. Sonu etkileyiciydi çünkü yalancıların ölmüş olmasını
YalancılarE. Lockhart · Pegasus Yayınları · 20172,257 okunma
Reklam
8/10
·464 syf.··
2026 27. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 22:25
Eskilere daldım ya, özlemişim böyle kitaplar okumayı. Hani şu 2000–2015 arası çıkan kitaplara burun kıvıran bir kitle var ya; “çöp”, “betimlemeler kötü”, “kız karakterler salak” deyip geçiyorlar. Oysa farkında değiller, çok şey kaçırıyorlar. Her kitaba, her seriye bir şans vermek gerek. İşte bu da o şansı hak edenlerden biri. Calla… Bazı anlarda fazlasıyla pasif kaldığını düşündüm. Ama buna rağmen sevdiğim bir karakter oldu. Dişi bir alfa ve bizim düşündüğümüz gibi değil hiçbir şey. Calla'nın dünyasının ne kadar baskıcı olduğunu iliklerine kadar hissettiriyor O Dünya “dişi alfa” fikrini bizim hayal ettiğimiz gibi yaşamıyor. Bizim kafamızda alfa olmak mutlak güç demek. Kimse karışamaz, kimse sınır koyamaz. Ama Calla’nın gerçekliği çok daha sert. Sürekli şekillendirilmeye çalışılıyor. Sürekli törpüleniyor: “Leydi gibi davran.” “Hanım hanımcık ol.” “Erkeğin yaptıklarını büyütme.” “Kavga çıkmasın diye geri dur.” “Güzel görün, dikkat çek.” Yani güç sahibi bir karakter yaratılıyor ama o gücü kullanmasına asla tam izin verilmiyor. Çünkü Calla bir dişi. Calla’nın kendi sürüsü var, Silüet. Kendi düzenini kurmuş, kendi alanını çizmiş. Birde bir başka sürü var Mahkumlar ve lideri Reiner. Reiner devreye girdiği anda bütün dengeler kayıyor. Evlenecekler eyvallah. O klasik ritüel meselesi olacak ve sonrasında olan şey: Calla’nın sürüsü artık Calla’ya değil, Reiner’a bağlanıyor. .d şaka mı bu? Bu sadece bir olay örgüsü değil; bu, açık açık bir güç devri. Ve bunun alt metni fazlasıyla rahatsız edici. Çünkü ne kadar “alfa” olursan ol, sonunda sistem seni bir erkeğin gölgesine itiyor. Bunu okurken sinirlenmemek çok zordu. Bir de Calla'nın annesi… zaten sevmemiştim o kadını ama o tokat sahnesinden sonra karakterle aramda geri dönülmez bir mesafe oluştu.
1000Kitap
SilüetAndrea Cremer · Pegasus Yayınları · 201394 okunma
Ölümün Gölgesinde Yaşamayı Öğrenmek
Puan vermedi·208 syf.··
2026 22. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 23:45
Günübirlik Hayatlar bana göre insanların ruhlarına konulmuş gizli dipnotları okumaya çalışan bir kitap. Yalom'un odasına giren her insanın farklı bir hikâyesi var gibi görünür; ama sayfalar ilerledikçe bütün yollar aynı yere çıkar: yalnızlığa, ölüme, pişmanlığa ve anlam arayışına. Kimi aşk acısıyla gelir, kimi öfkeyle, kimi kaygıyla... Fakat çoğu zaman yaranın adı başka olsa da kökü aynıdır. Kitabı okurken şunu düşündüm: İnsan bazen geleceği planlamaktan yaşamayı unutur. Oysa hayat, sürekli ertelenen büyük bir proje değil; her gün elimizden biraz daha kayan bir zamandır. Belki de Yalom'un anlatmak istediği şey tam olarak budur. Ölüm, yaşamın düşmanı değil; ona değer kazandıran sessiz bir sınırdır. Bu yüzden kitap bende bir terapi metninden çok bir ayna etkisi bıraktı. Başkalarının korkularını okurken kendi korkularımla karşılaştım. Başkalarının yaralarına bakarken kendi kırık yerlerimi gördüm. Ve kitabın sonunda zihnimde şu cümle kaldı: "İnsan çoğu zaman ölümden değil, gerçekten yaşamamış olmaktan korkar. Çünkü mezara giren beden değil yalnızca; ertelenmiş hayaller, söylenmemiş sözler ve yaşanmamış ihtimaller de onunla birlikte gömülür."
Psikoloji
Günübirlik HayatlarIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 201616,2bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 21. kitabı
Əsər 3 fərqli yerdə və tərzdə təhsil almış və fərqli dünyagörüşlərinə malik olan qardaşlardan bəhs edir. Onların mübahisəsi analarına təsir edir. Mübahisəyə görə evdən ayrılmaq istəyən qardaşları anaları ayrılmalarını istəmir. Lakin qardaşlar bu mövzuda çox inadkar olurlar. Əsər cəmiyyətin bəzi problemlərinə yönəlmişdir. Cəmiyyətin dar düşüncələri tənqid edilmişdir. Obrazların öz fərqli düşüncələrinin nə ilə nəticələnəcəyini yazıçı sonda çox gözəl bir nəticə ilə göstərmişdir. Hətta əsər də rus polisinin belə onlardan əl çəkməsi bir mesaj idi. Nəticədə dar düşüncə ilə yaşamaq insanı çox irəliyə getməyə qoymaz və gözlənilməz bir nəticəyə səbəb olar.
Anamın KitabıCelil Memmedguluzade · Qanun Nəşriyyatı · 2025281 okunma
ÖZETLENMİŞ İNCELEME
Puan vermedi·128 syf.·
2026 15. kitabı
ÖZETLENMİŞ İNCELEME Vitruvius’un Gölgesinde Kalan Kadın: Ralph Fox’un “Roman ve Halk”ında Eril Evrensellik ve Edebiyatta Kadının Yokluğu Özet Ralph Fox’un “Roman ve Halk” (1937) eseri, Marksist edebiyat eleştirisi içinde, kapitalist yabancılaşmaya karşı “Bütünlüklü İnsan” (The Whole Man) idealini öne çıkaran temel bir metindir. Ancak, Fox’un bu ideali inşa ederken temel referansı olan Rönesans hümanizmi ve onun simgesi “Vitruvius Adamı”, görünüşte evrensel, özünde ise derin bir şekilde eril (masculine) bir özne tasarımıdır. Bu makale, Fox’un “epik kahraman” ve “Bütünlüklü İnsan” arayışını, Vitruviusçu bir erkeklik kurgusu olarak feminist bir perspektiften eleştirmeyi amaçlamaktadır. Argümanımız, Fox’un evrensel olduğunu varsaydığı “İnsan” kategorisinin, aslında Batılı, erkek ve burjuva bir özneyi merkeze alarak, kadını bu evrensellik anlatısının dışına ittiği veya onu ikincil, tamamlayıcı bir konuma hapsettiği üzerine kuruludur. Makale, öncelikle Vitruvius Adamı imgesinin tarihsel ve cinsiyetçi doğasını ortaya koyacak; ardından Fox’un bu imgeyi edebiyat teorisine nasıl aktardığını ve bunun “kahraman”, “yaratıcı deha” ve “tarihin öznesi” gibi kavramları nasıl eril bir şekilde kodladığını analiz edecektir. Son olarak, bu eril evrensellik iddiasının, edebiyat tarihi ve eleştirisinde kadın yazarların, karakterlerin ve deneyimlerinin sistematik olarak “yok sayılması”, marjinalleştirilmesi veya çarpıtılarak temsil edilmesiyle nasıl doğrudan bir ilişkisi olduğu, Virginia Woolf, Simone de Beauvoir ve Elaine Showalter gibi feminist teorisyenlerin çalışmalarına atıfla gösterilecektir. Fox’un kapitalizm eleştirisi değerli olmakla birlikte, önerdiği estetik ideal, ataerkil tahayyüllerle iç içe geçmiş olduğu için, kadının edebi ve tarihsel varlığına dair kapsayıcı ve
Roman ve HalkRalph Fox · Ayrıntı Yayınları · 201915 okunma
Reklam
Reklam