İnsanı bugün insan oldu sanıyoruz ve geçmişi güzelliyoruz. Oysa hep aynı boktuk :)
Tarih ve arkeoloji bize gösteriyor ki insan denen iki ayağı üzerinde yürüyen organizma yamyamlıktan tutun da aklınıza gelebilecek her türlü vahşeti, her çağda büyük bir maharetle sürdürmüş.
Bugün bilginin yayılma hızı saniyelerde düşmüşken geçmişte bu süre ortalama 150 yıldı. Yani vahşet hep vardı ama kendi ömür süresi içinde insan pek öyle türlü türlüsünden her daim haberdar olamıyordu.
Geçmişin aksine yine bilginin yayılma hızının artışından dolayı bugünün insanları vahşete karşı daha kaim olma ve onu önlemeye karşı daha daha atılgan olma yolunda ilerliyor.
İnsanlık tarihin umuda en çok yaklaştığı çağ desem belki abartmış olurum ama abartmayı hak eden bir çağ olduğunu da inkar etmem.
Kim bilir belki bir gün gelecekte çok daha iyi olur.
Bundan ötürüdür ki, din kitaplarında Allah, Adem'e ağaçtaki kendi kendine yetişmiş meyveyi yemeyi haram ediyor. Yani Allah, insanın hazırcı ve yağmacı olmasını istemiyor.
8 milyar insan dizleri üzerinde, gece gündüz, yemeden içmeden 8 milyar yıl dua etse yine de bir sivrisinek ısırığının sızısını dindiremez.
Tanrının bugüne değin arkasında emek olmayan hiç bir duayı kabul ettiği vaki değildir. (Arkasında emek olan duanın da Tanrıyla bir ilgisi var mı, o da başka bir konu)
Çoğumuz sadece bizden olana ya da kendimize yakın hissettiğimize sempati duyuyoruz. Kendi dinimizden, kendi kanımızdan (kendi kanımız da neyse) olmayanlara dönüp bakmıyoruz bile çoğu zaman.
Ve işte tam da bu yüzden zulüm her defasında ve daha da şiddetle filizleniyor, kan çiçekleri açıyor.
İnsanın yalnızca insan olduğunu ön kabulle, dini, dili, rengi ne olursa olsun bizim hak ettiğimiz insanca yaşamı hakettiğini savunmadan, kendimize reva gördüğümüz her şeyi herkese reva görmeden durmayacak bu kan.
Sadece bizden olmayan zalimin değil, bizim de zalimlerimizin elleri kanlı ve hepimiz o kanla kirlendik.
Yüz binlerce işçi, zanaatçı: doğramacı, duvarcı, boyacı, marangoz, kaplamacı, kuyumcu, dökümcü, dizgici, terzi, berber… sanatın isteklerini yerine getirmek için ağır çalışma koşulları altında ömürlerini tüketiyor. İnsanoğlunun, bunca güç, kaynak tüketen –sanat dışında– tek bir etkinlik alanı vardır ve o da savaştır.
Şemsiye yapımcıları
ıslanmaktan
tek kişiyi koruyacak genişlikte
kesince kumaşları
yağmur değil
yalnızlıktır yağan
Daha da hüzünlendirir her gece
kentin sokaklarını
bekçinin nefesiyle
düdüğün içinde dönen
nohut taneciğinin
yalnızlığı
Ne çok sevinirim bilseniz
bir yılan
mezarıma girerde
göğüs kafesimin kemikleri içinde
kış uykusuna
yatarsa.
Sunay Akın